TANER CİNDORUK
BİYOGRAFİ:
Taner Cindoruk.1981 Adana doğumluyum.Adana Şehir Tiyatrosu oyuncusuyum.
Oynadığım bazı kısa metrajlı film ve televizyon dizileri var.Şiirlerim,
yerel, ulusal edebiyat dergilerinde yer aldı. Yazdığım bir uzun metrajlı
sinema senaryosu ve bir tiyatro oyunu var. Yazmayı yaşamın dışında görmek
ürkütür beni...Solgun Kafiyeli Yüzler adında bir şiir dosyam var.
Saygılar...
YİNE HÜZÜN VAR PENCEREDE
Seni sanatım gibi sevemem demiştim sana
Şimdi yazdığım her şiirde sen
Bir şeyden vazgeçer gibi unutmak istedim seni
Unutmanın hiçbir biçimini uyduramadım renklere
Artık bir düşsün öyle mi, yaşam öyle değil ama
Aşk da buna dahil
Bu yüzden sana dokunamam…
Bir gülden kaç bahar tüter yüzünde gördüm
En serde halime cesaret ti tenin, ah kavuniçi
Gelin duvağı gibi saçılmış karlar altında
Bilmem kaçıncı özlemini kutluyorum senin
Artık çocukların üşür senin yerine
Gülerken sen çay ılır
Susarken dağ köyleri geçmez içinden
Dalgınlığının
Kim bilir, hangi otobüsün buğusunda
Hangi ağacın sonbaharında bekliyorsun beni
Bekleme
Burada hayat kırlangıçsız ve soğuk
Hayat insanın zaman maçı
Yenilgi ile zaferdir sonucu
Bir eksik çok fazla
Yahut ocağı yok ki pişsin umudu
Umut dediğin hasret yanığı tavada
Yağmur yağarsa seni mutlak bir yağar kalbim
Utanmam
Açlığı ve zulmü görmüşsen
Niye utanasın ki o ilk sevişme çığlığından
Kutsal olmasaydı karışır mıydı ezan sesine
Kötü hatıra yoktur hepsi güz olur zamanla
Perde arası, kuliste içilen bir bardak çayın dinginliği kadar
Ki ondan daha huzur vericiydi gözlerin;
Hani ışıklar sönüp alkışlar yükselir ya bazı
İşte öyle bir şeydi bana gelişin
Belki sanat, hiçbiri değildi seni özlemelerimin
Sadece insanın yalnızlığını kışkırtması
Kaç kez çocuk gibi ağlayabildik kordon boylarında
Kaç kez şişe girdi oramıza sur diplerinde deniz pahasına
Velhasıl kaç kez sürgün olduk bu vatan sınırlarında
Tanrı insana mayın da vermiş
İnsana mayın olmuş düşünce…
TANER CİNDORUK
SOLGUN KAFİYELİ ELLER
Hüznü ilk annemde tanıdım ben
Elindeki örgü
Yüzündeki susuşu ile akşamlanıp
Sarı bir dantel gibi işlerken umudu
Üşümeyelim diye
Tüterken gözlerinin buğusu
Solgun perdelerini açardı sabah
Hepimiz eteğine üşüşürdük
Gazete kâğıtları tutuşurken
İsli, kara çığlıklı sobada
Kederi ilk babamda gördüm ben
İşsizlik dönüşü akşamüstlerinde
Sevinci de amcamda
Bir tiyatronun kapıları açılırken
Ya ölümü
Onu da şair dedem gösterdi bana
Solgun kafiyeli ellerini öptürürken
Gözlüksüzdü bu kez
Ölüm harçlık vermez
Peki ya benim bu deli coş baharlılığım
Yarım kalmış bir çeyiz aşklarım
Yazdıklarım
Ki seninle yaşadığımdır azelya
Bir ömrü eritmişliğim gözlerinde
Hiç benzemese de bu kente gözlerin
Kırları vardı
Menekşeler topladığım.
Şimdi her biri ayrı bir anıyı büyütüyor saksıda
Ve bir çocuk masumca seyrediyor yüzünü
Yüzünki “kar tanesi”
Benzemiyor hüzünden başka hiçbir şeye
Hüznü ilk annemde tanıdım ben
Tüterken gözlerinin buğusu
Solgun perdelerini açardı sabah…
TANER CİNDORUK
1999 ADANA
SONRASI AZELYA
Kısa pantolon devri kapandı ve artık
Demircinin çırağı olup eve para götürebilirim yılları
Yağmuru yağıyor diye değil de,
Güneşi özlediğim için sevdiğimi unuttuğum yıllardı
Kalbimin kara tahtasını silip yeni baştan
Deyip başladığım yıllardı yazmaya bir uçtan
Bir uçsuzluğa seni…
Bir adın olmalıydı senin
Meselâ
Azelya;
İsminin vakitlerinde şarap da sarhoş şimdi
O mahallede her çocuğun bir Arapça merakı vardı
Her anne babanın yahut
Sonra hiçbir zaman kabul olmayacak
Bir dua gibi sevdim seni...
Herkes başka türlü benzetir hayata sevdiğini
Sen güllerin Tanrısı daha ne olsun
Söz bile gül dudaklarına sözlenince
Sen bakınca kuruyor deniz daha ne olsun
O denize giden otobüs terlidir
Esmeyince soluğun
Gelinciklere bir hal olmuş dut kuşları yorgun
Gece ayak tırnakları kopmuş balerin
Her gülüşünün altında hüzün
Her susuşunun seyrinde yağmur
Her gidişinin düşümde geleceği vardır
Sonra her çocukluğun uzun yol treni
O tünelden çıkar gibi sevdim seni
İkindi kederi lağıma düştüğünde bilyelerim
Bir eskici geçse de bisikletim olsa derdim
Ne hazin haziranlarda güzeldi
Eskicilerin bisikletlisi
Sonra bir at arabasına binerken ki tadı çocukluğun
Mahallemizden çok annemi kaybettim diye üzülürdüm
Yokluk içinde umut gibi sevdim seni
Daha ne olsun ha tebeşir yalnızlığı
Bir öksürüğün bile alacağı vardır zamandan
Sonra her çocukluğun ruhuna mühürlü bir ten
İşte o tenin ıstırabıyla sevdim seni...
TANER CİNDORUK
IRAKSIZ BİR GENÇ KIZA AĞIT
Uzun alevli gecelerden bulutlar getirirdin
Gülün esmer kokusuydu tenin sızlanır kalırdım
Dirildim en dağınık karanlığından bu kentin
İnsanı bildim bileli düzeneksizdi ölüm
Bak aynı tren raylarından koşuyorum sana
Hiç kimsenin döneceği yoktu yola çıktığın zaman
Her yerde bir komut kan Tanrı da var elbet
Kar zaten yağmadı ki hiçbir kış niçin bocalar
İçimde kabaran fırtına
Ne kadar buluştuysak o kadar buruştu fotoğraflar
Başkada müsveddesi yok yaşamanın
Sahi var mıydı bir söz ile türkü dudakların
Etimi kanatan ilk çağ
Kavlı uykulardan öte ve karabasan
Ne yaptıysan susanım oldun düştün gerçeğim
Kusurdu yalansız yaşamak ama içtim içini sustum
Bak aynı siyah fonları geriyorum arkasına perdenin
Hiç kimsenin gözyaşı yoktu bana güldüğün zaman
Haberin yok senin nice aşklar buzullaştı önce ekranda
Oysa bahar hâlâ yaşıyor sadece kimlikler çatışık
Eski gömlekler gibi ıslanmıyor hiçbir sevda
Kuşları da kirlettiler bebeğim
Birdenbire utanırım taşıdığım en saf hüzünden
Nasılsa gelmeyeceksin ama dur belki bir iyiliğin olur hayata
Bak her tonunda ayrı bir kargaşa renklerin
Kâğıttan gemilerimdin yırtıldın ve nedir ki yırtılmak!
Kim bilir kaç kere kurşuna dizdik içimizdeki ihaneti
Kurtardın bedenini ruhumdan çözüldün artık bebeğim
Hiç kimsenin yanacağı yoktu özgürlüğe çırptığın zaman
Ellerini, ellerin..! Ellerin vardı senin. Ellerin nerede bebeğim?
Sana bebeğim diyorum ama duymuyorsun
Issız bir kasabanın ince nakışlı ırmağında
Ya doğmak ya da ölmektir seninle bir
Hiçbir seçeneğim yok!
Olmadı insansız bir dünyada ancak
Barış olacaktır Iraklım benim…
TANER CİNDORUK
ADANA 2005
HERKESE BİR GÜNLÜK CENNET
Sevişmeye müsaitken hayat
İnsan diye bir pankart açar göğe acının muhafızları
Bir böcek bir ağacın kovuğuna tırmanır
Ağaçlarda sonbahar mahzunluğu giderek
Ürkek bir serçe kanatlanır karanlığa
Sevişmeye müsaitken hayat
İnsanlar, kediler, sokaklar
Çığlık çığlığa
Bir böcek bir ağacın kovuğundan iner
Bir parşömen kâğıdı yağar gibi gökten
Yazmaya sözün en güler yüzlü üç harfini
Yazmaya yaşamanın bütün tonları güzelken
Hiçbir tabuta sığmıyor şimdiki hüzünler
Güneşe çarşaf örtüyor bir kadın saçı
Oysa güneş zaten yarıya inmiş
Sevişmeye müsaitken hayat
Nehrin lirikliği rengârenk bir kederden
Uçurtmalar, kırlangıçlar, çocuklar
Herkes bir günlüğüne cennetlik
Ne olur bu akşam açılmasın televizyonlar…
TANER CİNDORUK
ADANA 2006-04-04
İÇİMDEKİ FOTOĞRAF
Ne kış kaldı karanlığından ne de ıssız bir yol hüznü
Ellerin bir beyaz boşluktaydı da bu hangi söz için
Soldum gül aşırı soluğunda kim bilir kaç bahar eridi
Yazı kaldı uzun bir fotoğraftan tenin gurbetim oldu
Ben en ipeksi düş perdelerini hep yolcuyken araladım
Bildim her sıkıntıyı unutturandı gözlerinin aksi
Tuttum adını verdim nehirlere yüzünü yalnızlığıma çaldım
Yazı kaldı uzun bir fotoğraftan akşamın kırağım oldu
Say ki senden öte hiçbir güle kabuk bağlamaz bu yara
Say ki göğsümde asi bir gazeldir inler nefesin
Çocukluğumun bir tren garı olsaydı oraya kar yağardın
Yazı kaldı uzun bir fotoğraftan unutuşun şarabım oldu
Karşımda bir kadın eşarbı gibi düşen yapraktır o
İn de bir bak göğüme sonunda esmerliğini kuruttum
Görmüş göreceğini kuşlar hışımla terk eder dünyayı
Yazı kaldı uzun bir fotoğraftan seslenişin sabahım oldu.
TANER CİNDORUK
ADANA 2005-12-04
BÜTÜN ÖLÜMLER KARDEŞ OLMALI
Nerede başlar nerede biter bu yol
İnsan neresindedir yalnızlığının..?
Göğsümde bir yığın saçların
Yatıyorsa eğer
Bir isyan daha çıkartmıştır içimde
O kandan şaraptan süzülmüş bakışların
Sonbahar gitti ellerin nasır tutmuş avucumda
Geceler uzun, nöbetler soğuk, sesler taş
Çırpınır dağ köyleri, elektriği kesilmiş bu cadde
Her yolculuk çocukluk gibi sefil bir hüzün
Almış gövdemizi koymuş yüreğe gidiyoruz
Yol hepimizden isabetsiz, her ayrılığa uygun
Hepimiz bir ara yol kadar kısa
Ve tedirgin bir akşam uğultusu
Ölü bir sözün mahrumiyetinden olma suskular
İncecik nergis kanatlarıyla uçmadan vurulmuş
Biz çocukken sıkardık bu sapan lastiğini
Ne geziyor amcaların elinde kızgın
Sesimde bir yığın nefesin
Tütüyorsa eğer
Bir deniz daha kurutmuştur içimde
O candan, ciğerden öptüğüm dudakların
Şimdi bir nehir tutulmasıdır yüzünün limon akşamı
Bırakıyorum göğe ellerimi seni tutuyorum incecik bileklerini
Sınıfta kalmadın sen, sınıf zaten çürütmüştü seni
Kimliklerimiz leş, ateş, uyruğu yemin
Ama yemini yok yeniden dirilmenin!
Parlamazsa bedava ey benim aynı kaburga kemiğim
Parlamazsa bedava bu kibrit çöpü, ama sen de yak!
Terimizdeki isyana mühürlü ne varsa yak!
Hangi anne eli bu kadar merhametliydi bir tende
Ben sana hüznümü bağışladım sen bana çoktan gittin
Gittiğin yerler oldum kâr etmedi.
Kar olsaydım kalbine
Can olsaydım tenine ne çıkar
Gittin ya
Sokaklar yağmadan, talandan ve çokluktan kalma
Yaran yarama yadigâr
Her ölümü seni doğurmak bildim ve sustum
Oysa bütün ölümler kardeş olmalı
Ey öfke
Sen nelere yeniksin…
TANER CİNDORUK
TAŞINMA
Ah suların omzundaki akşam dilsizliğim
Aşklar da
Komşularımız gibi
Taşınır bu şehirden…
TANER CİNDORUK
ŞİİRLERİNİZ
|