MUSTAFA GÖKÇEK

www.mustafagokcek.8m.com (kendi özel websitesi için tıklayın)
ÖZGEÇMİŞİ
02.10.1953 yılında Gaziantep ilinin Aksoy semtinde dünyaya gelmişim. İlkokulun üçüncü sınıfına kadar, bu ilde bulunan bir ilkokulda okumaya çalışan ben, dokuz yaşıma
kadar bu ilde, yaşamının geri kalanına müdahale eden ailem, ilkokulun dördüncü sınıfından
itibaren İzmir iline yerleşip, bu ilde yaşamımı, Onlarla beraber sürdürdüm. Ortaokulu ve lise
öğrenimimi bu ilde tamamladıktan sonra, Yüksekokul öğrenimimi Ankara’da, DTCF ‘de 1979 yılında tamamladım.
Babamın, yıllar önce sene-i nefise (bugünkü adıyla Güzel sanatlar Fakültesi) okulundan mezun olup, kendisinin de sanat dallarından resimle olan ilgisinden dolayı,
edebiyata olan ilgim, zaman içerisinde bir tutkuya dönüştü. Ege Ordu Komutanlığında
tamamlamış olduğum vatani görevimden sonra, 1980 yılında yazmış olduğum “DENEMELER” adlı kitapla edebiyat dünyasına adımımı atmış oldum. Yazılarıma vermiş olduğum aralar esnasında, düşüncelerimin ve geçmişlerimin hesabını yapanlar nedeniyle
bir müddet siyasi çalkantılara maruz kaldım. Bu nedenle uzunca bir süre ara vermiş olduğum
yazılarıma, 1994 yılında, Sedat Simavi Edebiyat Ödülleri yarışmasına katıldım. Bu yarışmadan almış olduğum (öykü dalında üçüncülük) ödülden sonra, “GÖLGEM
SUYA DÜŞTÜ” adlı öykü kitabını yayımladım.
1995 yılında, kendi adıma (MGT – Mustafa Gökçek Tiyatrosu), ama üniversiteli öğrencilerden oluşan bir tiyatro grubunu kurdum.
13-15 ‘li yaşlarımın merakı olan şiir, bende dönülemeyen bir tutku haline geldi. 2002
yılında “İLK” adını verdiğim bir şiir kitabını yayımladım. Daha sonra “Son Çırpınışlar Öykü), “Dağlarımdan Akar Kızıl Şafaklar (Şiir)” ve “Dışarda Mevsim Baharmış (Roman)” adlı kitaplarımdan başka, basıma hazır dosyalarım bulunmaktadır.
Tiyatromu kurduğum yıllarda, salt yönetmenliğimin yanı sıra “Kaldırım Efesi”, “Mektephane”, “Hangi Dünya (Müzikâl-Dikili Sanat Fes. Ödülü)”, “ Özürlü Özgür”, “Bir Yudum”, “Seni Duyamıyorum(E.Ü.İletişim Fak.Özel Ödülü)”, “Kurban”. Bu oyunlarımın başka iki de komedi türünde yazmış olduğum oyunlarımın yanı sıra, “Palto Denizi (Roman),
“Kazancı (Roman)”, “Murtaza (Roman), “Kamburun Katığı (Roman)”, “Çırak (Roman)”, “Otobüs (Roman), “Kuduran Dünya (Roman)”, “Görüş Günü (Roman)” ve 75 kadar öykümü topladığım, adını da “Ufuktaki Güneş (Öyküler)” koyduğum basılı olmayan, basıma hazır dosyalarım (kitap halinde) bulunmaktadır.
ÜYELİKLERİM,
TYS : Türkiye Yazarlar Sendikası
PEN: Uluslararası Edebiyatçılar ve yazın kuruluşları ( Poets -şairler-Playwrights –oyun yazarları- , Essayists–deneme yazarları-
ve Novelists –roman yazarları- ) sözcüklerinin baş harflerinden oluşmaktadır.
BESAM: Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği
ED..DERN: Edebiyatçılar Derneği
KIBATEK: Uluslararası Kıbrıs-Balkanlar Avrupa Türk Edebiyatları Kur.
EY...DENİZ, EY...ÇANDARLI...
Ne bu şiddet, bu muhteşemlik ne...
Görkemliliğinin sırrına daha eremedim
Ama bildiğim, sana umarsızca sevdalıyım
Ve inan, akşam saatlerini beklerim, seni kucaklamak için...
Yazmasını başından savuran azdır bir sevgiliye
Dirhem, dirhem duygularımın kucakladığı
Eminim naçizane aşkıma, aşkını sunan
Ancak, çapkınca bir göz kırpmasıdır kıyılarına indiğimde...
Sana gönül verdim, bilsem de umarsızcalığını
Poyraz hakim kıyılarında üşütüp, hastalanacağımı
Ve bilsem de bir gün, o muhteşem kalenin yıkılıp, topraklarında kan
tüküreceğimi
Yine de sen başkasın ey deniz, ey Çandarlı...
(Bu şiirin ilk kıtası 10.07.2006 tarihinde Çandarlı’da yazılmıştır.)
27.07.2006 (İzmir)
Mustafa GÖKÇEK
YALAN
Gözlerimi yatırıp uzaklara
Bakıyorum işte, öylesine
Yaşamak ağrısı saplandı boynuma
Yaşamak, başkası içinde olsa
Pusatsızım, artık mavzerimi astım duvara
Ve yüreğimi rehin bıraktım, yüreklice
Cesaretim onmaz yaralarla
Yol bitiyor artık ve ne olur, ne olur yalan de…
03.01.05 M.Gökçek
KIYIMIN KIYISINDA
Bir burjuvanın penceresinden sızan ışık
Mavi gecenin bağrında ve ben kör uykumda
Yalpalanan bir takanın kıyıya vuran hışıltısı
Kıyımdan kurtulan devrimcileri taşıyor
Yüreğimin ötesinde sakladığım bir kurşun
Yeri geldiğinde göğsüme saplanacak
Kırmızı ucu nedeniyle belki de,
Kan akmayacak, ama!...
Karşı sahilin kıyısında çattığımız mavzerler
Hayın bir çingenenin hurda niyetine sattığı
Ve iyi de para kazandığı çelikler
Ve benim, kıyımın kıyısında devrilen onurum!...
Hilafsız bir gerçektir ensemi ütüleyen
Yüreğim elimde ve almış başını gidiyor
Dur, durak bilmeyen hayın kıyım
Ucunu bucağını bilmeden yaşarım, memleketimin kara duldasında...
Siyahlar içinde ektiğimle, yalnız, kırmızılar biçerken
Ve devrimcilerin yürekleri, çıplak, kanlı kıyımların ortalık yerindeyken
Güneş, çattığımız mavzerlerin peşindeyken
En iyisi bir taka, bir devrim ve kıyımın kıyısında yaşamaya çalışan, bir avuç dünyamın insanı...
07.06.04 M.Gökçek
NAZIMIN DÜŞÜ
Bir vapur geçer Varna önünden
Ve ustam bakar, bakar gözleri nemli
Moskovada otururken bir balıkçı kahvesinde
Özgürdür, çay ve simitle doyursa da midesini
Sarışın, uzun boylu, mavi gözlü bir kız geçer
Bahşişini de bıraktığı kahveden, kaçar gibi kalkar
Yaklaşır bu güzel kıza yüreğini elinde tutarak
Verayı memleketine götürmek ister, onmaz yaralarını sıralayarak...
Varnada, şimdi kendisi bir vapurdadır
Mavi gözlü ustam hasretlik çeker
Gök kubbe açılır ve nihayete erer hasretlik
Kamarasına döner, yatağına uzanır ve yatağına düşen yıldızlarla seyreyler alemi...
Şimdi İstanbulda olmak vardı ya...
Üzülme ustam, sen gök kubbeden seyret
Bizde dilimiz döndüğünce, İstanbulu anlatalım
Ve senin yaşadığın bu düşü, inan olsun bizde yaşıyalım...
08.06.04 M.Gökçek
(Bu şiir, değerli ustamızın 41. Ölüm yıldönümü nedeniyle, anısına ithaftır.)
ILGIT ILGIT BİR YÜRÜYÜŞ
Uzun bir maratona başlamıştım, elimi tuttuğun an
Yolda yürürken yapayalnız, yalpalayarak
Nice düşler kurdum senli, sensiz
Yürüdüm delice ve seni kucaklamak için
Yağan yağmurda şemsiye oldun
Bir tür sevi sağanağında patırtılı bir kadındın
Yarınların seni yanlış tanıdı ama, masum bir selamla
Günlerinin dolu dolu finaline kucak açtın
O günler, ardı arkasına ve çok çabuk geçti
O günler, bir çabuk ve çok hızlı geçti
Yalpaladığımda elimden tuttun, ürkek
Hatıralarını sakladığın, sandık odasında
Neden büyüdüm ve neden bıraktım elini
Mahcubiyet yaşatmayan bir tür tarihsel yanılgı
Yalın bir dil bu sıcakta, buruk, nemlenen gözlerin
Sana, dolu bir aşk sundum ama sen beni terk ettin, anne...
11.06.04 M.Gökçek
GLOBALLEŞEN ÜLKEM!...
Engereğin gözündeki kan, yüreğimi sızlatır
Oysa nice insan bir yılan kadar olamadı
Duyguları kesip atmak ve bilinçsizce yaşamak
Çok güzel bir tabloya bakıp, resmin anlattığı ifadeden kaçmak
Galerileri dolaşan, yüreğim eziliyor, kanıyor
Oralara doluşan cüceleri gördükçe
Şerefe diye kaldırılan şarap kadehleri
Bir başka cücenin koltuğuna sığınmakla devam ediyor
Ve ben, burjuvanın gözünü seveyim!
Aldı, götürdü ve birkaç zibidinin
Onmaz yaralarla, onmaz dertlerle, onmaz umarsızlıklarla
Onduğu bir kucağa oturttu...
15.06.04 M. Gökçek
DÜŞ YORGUNU
Tut ki bir dağda ve dağın tepesinde
Bir balkonda oturmuşum
Karşı kıyıyı seyrederken
Aklıma gelen bir dostum yüzünden
Az kalsın aşağıya atlayacaktım
Belki de düşümde atladım
Ve geçtim karşı kıyıya
Onu yanağından öpmek için
23.06.04 M. Gökçek
İŞ VE İŞÇİ ELELE
Gözünün üstünde kaşın, kaşın babam kaşın
Bu illet Tanrının bir takdiri galiba
Urbalarını değil, kendini kaynatsan da nafile
Anadolulu anamın yufkasından değil ama,
Hem ziyaret, hem ticaret
Biraz düşün ve bir yerlere taşın
Ama inan ol ki yürekli yoldaş
Proletaryanın gücü, ezilmişliğini anlatır...
30.06.04 M.Gökçek
BİR ROMANDAN SONRA
Yüreğimin ucunda kurşun izleri
Onmaz yaralarla kaplı, duldasız
Dağlarımın eteğinde papatya sürüsü
Analarımın, sütten yoksun köylerinde süt tozu
Ve bir hiç uğruna ölen
Yitmişliğin, umarsızlığın, acımasızlığın
Namludan çıkan kör kurşunların
Memedimin yüreğine saplanmasına...
Ve zindanlarda yatan nice,
Bahtsız, eli silah tutan değil
Eli kalem tutan ekinli adamların
Kalanları bile, erkan-ı harp malulleri...
01.07.04 M.Gökçek
MEMLEKETİM, AH...MEMLEKETİM!...
Gözümün yağıydın, çapağı oldun
Bana değil ama,
Ocaksız, dumanı tütmeyen köylerime koşaydın
Ve çıkınımda bir parça tayın, zulamda peynir olaydın
Bulmasam da olur ama,
Tencerelerinde taş kaynatan
Ana sütüne helâl diye yüklenen
Nice bebelerin solmuş tenini acıtan
Fırtına öncesinde hakim, sessizlik
Ölü bir afet gibi dirilmişliğin boranı
Bir dolu rüzgâr ve kıtlık, kıran
Yıl 2004, köy yolundaki aracımızın çamurlukları hâlâ çamurlu!...
04.07.04 M.Gökçek
YAŞAMAK
Çarmıha gerilmiş İsayım oturduğum balkonumda
Musayım önümdeki denizi aşıp, karşı kıyıya vardığımda
Muhammetim, can yoldaşlarımı sardığımda
Ve mabedimde Tanrıyım, sana güldüğümde
Yaşamak, sancı gibi asılı koynumda
Yaşamak, bir başka alemden bu yanlara gelmiş gibi
Yaşamak, türkü gibi, zılgıt gibi
Ama, yaşamak, inan angut gibi değil...
06.07.04 M.Gökçek
SADAKA
Karşımda bir kız, iki dirhem bir çekirdek
Ya da bir dirhem, iki çekirdek
Manzaraya kusur dolu sözcük arıyorum
Ama bulamıyorum, manzara enfes
Dayamışım sırtımı acun dağlarına
İçinde bulunduğum kampı seyrediyorum
Aslında bu kampları pek severim
Emekçi insanları görmenin bir yolu
Kapitalist jurnallığı ile kaz tüyü koltuklarda
Beş yıldızı takarken ağalar
Aylarca çalışıp, böyük dövletinden
Onbeş, yirmi günlük bir nafakayla
Ancak tatil yapan emekçiyi
Burada bulmak güzel, güzelde...
Böyük dövletimi nerede bulmalı?...
09.07.04 (Akçay) M.Gökçek
BABALAR AĞLAMASIN
Ağır, aksak bir sancı gibisin koynumda
Ne zaman dinecek ve yüreğim sakinleşecek
Kapanan demir parmaklıkların ötesinde
Dağlarımın ve kurşun yüklü mavzerlerimin gölgesinde
Gaz lambasıyla günü kurtarmaya çalışan
Emekçi insanların, emekçi çocukları
Atın mavzerleri eliniz kalem tutsun
Biliyorum bunlarda geçer ama, yine de babanızı ağlatmayın...
13.07.04 M.Gökçek
KAN YAĞMURLARI
Ruhumun derinlerinde akan ılgıt ılgıt
Sıcaklığını duyumsadığım kan
Havada bir bulut kümesi sanki
Acaba toplanan bu acı kanı temizler mi
Takvim yapraklarında kanun nağmesi
Bir dağ eteğinde düşlerken okula gidişimi
Yağmurların, rüzgarların ve karların egemenliğinde
Kanun dediler ve ağlattılar çok sevdiğim kanun nağmesinde
Yüreğimi saklayamadım, elimde tutuyorum
Üşüyorum, ben ve sanki toprak
Oysa dağımın eteklerinde ılık bir sıcaklık
Birde çobanın buruk ama nefesli kavalının sesi
Asi ve hor görülen emekçimin çocuğu
Yerden yere vurulurken, bilinmez, yükseklere kıyılır
Belki de ocaksız bayırında, dumanı tütmeyen
Küllüksüz fırınında pişmeyen ekmek
Kalem, defter alınır mı acep, yoksa
Kundura ne hâl, naylon çarık yetmez mi
Ve bir gün gelir, dağın eteğine oturur bir adam
Kanunu olmayan memlekette, inceden bir kanun sesi gelir, ta...uzaktan...
17.07.04 M.Gökçek
ŞİİRLERİNİZ
|