MUSA ÖZ
MUSA ÖZ 1959 Antalya doğumlu. Evli. Can Özgün adında bir oğlu var.
Morca dergisinin yazı kurulunda bulundu. Bir süre de yayın yönetmenliğini yaptı.
ANSAN (Antalya Sanatçılar Derneği) ve Ankara Edebiyatçılar Derneğinin üyesidir.
İlkokulu, köyü Hasgebe’de, ortaokulu, Serik’te okudu. Gazipaşa Lisesi mezunudur.
K.T.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat bölümündeki öğrenimi
yarım kaldı. Akdeniz Kitapevi’nin yayımladığı, Antalya’dan şiirler adlı
antolojide yer aldı. Şiirleri; İnsan, Morca, Yeni Biçem, Pencere, Şiirlik,
Poetekus, Fayton ve Karşı Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı. Hareli Yazlar,
şairin ilk kitabı; 1979-’94 yılları arasında yazdığı şiirlerden bir seçmedir.
İhsan Işık’ın hazırladığı, Türkiye Yazarlar Ansiklopedisine girdi.
Yeni çalışmalarını, Ela Şiirler adlı bir dosyada toplamaktadır.
GÖKYÜZÜ
Gül attım gökyüzü düştü
Denizi bir kilime serdim
Üst üste ekledim güzü
Aydede..
Ah, işte orada dur! Onardım da sözü
Taş gibi kavrayıp suları
Saçtım yüzüne gözüne
Sonra topladım çalısını çırpısını
Tenindeki çiy damlasını
Vurup hançeri beyaz rüzgara
Mor kınalar devşirdim
Soludum da tarlalar uçuştu
Gökyüzü gelip usulca
Konuverdi delişmen kızın sesine
Konsun konmasına da
‘Da’sı var işte bir de
Hadi be neyse diyecektim
O Lekeler olmasaydı
Külotunun öyle gizli görünmesine
İlahi gökyüzü
Kamaşıp durdu günlerce
Soludum gökyüzü uçtu
Uzandım da kanadı dağlar
Musa Öz
HAFTA SONU
Eksilttik birbirimizi aşk ile
Çoğalttık kan ter içinde
Kaşlarımız eğildi, kirpiklerimiz kırıldı
Bir heybe taş döktük
Gül devşirdik bir de yonca
Aylardan aralık. Ya da
Turunç ayı
Yıldız aya çarpa çarpa kırılır çoğalır
Çocuk çocuğa
Şiir şiire çarpar çoğalır
Kalkıp gittik pazar yerine
Toprak doldurduk çantamıza
Biraz deniz, biraz gökyüzü ve bir kızın
Yorgun edalarını
Ela düşlerini bir çocuğun
Sonra bir şarkı söyledik
Taşlardaki peri kokularına
Yürüyorduk ahmak ıslatan
Bir ıslandı yağmur
Akıp geçtik turuncu anılarla
Üstümüz başımız
Saçak ucu, kuş kanadı
Yüzümüzde hafta sonundan kalma
Bir gülümseme
Musa Öz
GÜZ GEÇMİŞ
I
Nisan geçmiş buralardan
Yeşil izler, kekre kokular bırakarak
Ala kınalı topuklarıyla
Mayıs geçmiş buralardan
Dişi şarkılarıyla kadirne kuşları
Dağ elmaları yanık tadıyla
Ah gelmiyor koçak gönüllü yar
II
Kopuz gibi çalan yayını ve aşkını
Uzun ince mızrağını kuşanan
Asuman boyu, gök rengi gülüşlerini
III
Gül kokusudur Aslı ile Arzu
Hoyrat bir rüzgardan düşmüş de, usulca
Yurt edinmiş çoban ıslığını
Koca bir yalandır ilk başta masallar
Tanrılar ise bir avuç kum
IV
Tarih sahnesinden silindi
Gibi bir hüzün
V
Ölüme mi özendirdi tanrıça sevgilisini
Güz geçmiş buralardan
Musa Öz
ŞİİR
Belki de bir diş izidir şiir
Çocukça renklere bürünüyor
Gökyüzü güz dalgınlığıyla
Gülümseyip çiy bulutu diyor annem
İşte şiirdir bu
Dolunay utansa güzelliğinden
Peşine takılınca bulutlar
Bir kadının dudaklarından
Topladığım yaralı sözcükler
Karışıp gidiyor turna katarlarına
İşte şiirdir bu
Ay yasağı olan bir ülkede
Sepet dolusu düşleriyle delişmen bir kız
Usulca yürüyor kanayan yollarda
İşte şiirdir bu
Okusa geceyi, göğü koklasa
Evirip çevirse yıldızları
İçli şarkılarıyla yaz kuşları
Yokluyor yüreğini asker analarının
Üç damla gözyaşı, bir iç çekiş
İşte şiirdir bu
Çocukça deliliği bir kızın
Ve anıların üzgün kokuları
Musa Öz
AY DÜŞÜ
I
Ayın dolgun göğüsleri
Dere taşı iriliğinde
Kar gibi yıkanıp durulmuş
Yağmurun ellerinde
Sıyrılıp çalı aralarından
Tırmanıyor turunçlara
Koşuyor bulutlarla bir süre
Buğulanıyor mühür gözleri
Ya da uçuyor yarı uykulu
Süpürüyor eteği yorgun suları
Ve üşüyor güleç yüzüyle
II
Yüreğimdeki ilk sevda
Dolunayın utangaç renginde
Akıp geliyor geceleri
Üzgün bir ses, solgun bakış
Kayboluyor el edince
Kamaşıyor buluşma yerleri
III
Üşüyor gökyüzünde ay
Güleç yüzü soluyor sevdaların
Musa Öz
AL BENEKLİ ANILAR
I
Uzanıp ısırıyorum elma kokulu
Mayhoş dişlerini kızın
Uyumlu türküsü o anda
Bozuluyor ağaçkakanın
Bir dal düşüyor başıma
II
Seriyorum yere kollarını
Başının altında
Göğsü nakışlı güz ayları
Sökülüyor dikiş yerinden
Gizli bir ibrişim
Turuncu rengiyle sarıyor ortalığı
Gül ve lale kokusu
Bir kuşun taçyaprağına
Sokulup uyuyorum
III
Anı gibi geçip gidiyor
Yürüyüşünde güz dalgınlığı
Gülüşü kaymağı balı
Süzülüp akıyor yollara
Ben düşlerimi topluyorum
Gidiyor o döküle saçıla
Musa Öz
GÜZ KADINI
Hüznü bahçeyi dolduruyor
Sırıkla düşürülen incir
Isırılıp atılan bir elma
Uçar gelir göğün mavisi
On beşine giren ay'ı
Bulutlar güz akşamları
Takar koluna giderdi
Sanat bahçesine gelişi
Utangaç çocuk gibi
Mor gülüşü, leylim bakışı
Büyütürken kucaklaya kucaklaya
Kopardılar meyvelerini
Gülüşünü devşirmeli şairler
Dolaşıp bin bir çiçeği
Dağ yeliyle soğumuş
Buğulu testinin suyunu
Döke saça içmesi bir hoyratın
Gibi imgeler uyandırıyor
O üzgün, o kırılmış hali
Koklanmadan atılan
Solgun bir gül dalı
Laf atsa bir delikanlı
Ah nasıl da sevinir
Görenler var diye hala
Kadınca güzelliğini
Güz aylarına benziyor dalgınlığı
Uçup gitmiş rengi
Dökülmüş gül kokuları
Musa Öz
KULE İLE MİNARE
I
Saat Kulesi, el ele çocuklarla
Kekre, turunç rengi gülüşleri
Geçince bir kız
Kaşı gözü oynuyor hınzırca
Bakıyor biraz geriden
Çekingen halleriyle Yivli Minare
Geçiyor işveli bir kız
Yivli'nin çarpıyor yüreği
Çatmasaydı Paşa Minaresi kaşlarını
Düşer miydi peşine
Ki güz yüklüdür Kaleiçi
Bey Dağları kızarınca
Karışıp insanlara kayboluyor kule
O ise
Sokuluyor kıvrımlarına
II
Saat Kulesi, denize karşı
Akşam sabah kol kola kızlarla
İnce Minare
Hüzünlü bir hayal içinde
Musa Öz
OKUNMALI GÖKYÜZÜ
Kurursa bir ağaç durduk yere
İrdelenmeli derinlemesine ölüm nedeni
Ve çıkarsa yolculuğa güz ile
İşlerse güncesine uzun yaz günlerini
İrdelenmeli etraflıca
Bir düşün, sözcüğün en işveli derinliğince
Dereler hüzünlü, kırlar dalgınsa
Okunmalı gökyüzü, döne döne okunmalı
Silinirse bir sokak gözümüzün önünde
İrdelenmeli dört koldan ölüm nedeni
Sürüklenip giderse gelip geçenle
Uçan yazılar eklenirse tarih kütüğüne boyuna
Ah, irdelenmeli
Sokaklar pençesindeyse yüksek yapıların
Akan gölgeler durgun, şarkılar yorgunsa
Kalkıp giderse bir ağaç kuşlarla
Okunmalı sokaklar, döne döne okunmalı
Solarsa bir türkü rüzgarın koynunda
İrdelenmeli detaylıca
Okunmalı kırlar, döne döne okunmalı
Musa Öz
ELMANIN KOKUSU
Duyulmuyor dudağın derine yansıması
El ele duruşun yoğunluğu
Ve her yerde aynı ekmeğin kokusu
Elmanın ve öpüşmenin de
Ergenliğin tendeki esrimesi
Duyulmuyor kalbin dolaylı yorumları
Diz dize tutuşmanın Türkçesi
Savaşın acısı aynı her yerde
Bir çocuğun bilincimizi kamaştıran bakışı
Ah, aynı, yoksulluğun sözcükleri
Duyulmuyor tenin tene ince sorusu
Terin tere sıvanan gülümsemesi
Kış ortasında bir ateşi
Ortasına alan insanların, aynı devinimleri
Üzümü tane tane yemenin ustalığı
Ve aynı, güle yürümenin edası
Duyulmuyor düşlerin uzun yolculuğu
İmgenin imgeye takılan halleri
Her yerde aynı sözün örgütlenişi
Ve ezgileri usulca savurmanın coşkusu
Ah, aynı, taşın taş ile öpüşmesi
Aynı her yerde çocuğun duruşu
Musa Öz
YAZ
Yazın bittiğini nerden mi biliyorum
Susuverdi ağustosböcekleri
Kemençelerini, şarkılarını
Vurup sırtlarına çekip gittiler
Nereden mi biliyorum yazın bittiğini
Arıkuşları daha bir kilim renginde
Taşa, toprağa
Daha bir yakın uçuyorlar
Yazın bittiğini nerden mi biliyorum
Bir beyaza çalışıyorum ben
Gurbete ve ölüme gidiyorum akşamüzeri
Bir giz ile bütünleşiyorum
Oturup yazacağım bunları bir güz
Havada yeleğimin terli resimleri
Nerden mi biliyorum yazın bittiğini
Şu kızın göğüsleri
Uçmaya hazırlanan yaz sonu havası
Ergenliğini alıp götürüyor rüzgar
Sızıyor edası turuncu yollardan
Yazın bittiğini kimse bilmiyor
Musa Öz
KEDER İÇİNDE
I
Dudaklar yansa da dereler soğudu
II
Şarkılar söylüyor tarlakuşu
Geçerken hüzünlü gül sandıkları
Üşüyor anaların gözyaşıyla
Güleç göller, utangaç gökyüzü
Ve reçine kokuyor üzümler
Taneleri iri yar gülümsemesi
Güzdür şimdi anıları okşayan
III
Uçarken mavi gönül kelebeği
Evlendi, çoğalsın diye çocuklar
Ve bitti sevda, savruldu goncası
Ölü güller taşıyor koynunda
Ellerinde boş bir kuş yuvası
Güzel olsun diye meyveleri
Yaşlanan frenkincirleri, boz alıçlar
Gibi soldu her gebe kalışında
Ah hangi üzgün cephede şimdi
Uykusuz geceleri, can yongası
IV
Bir Yemen türküsü güz bahçesinde
V
Ve o bitmeyen kalp ağrısı
Musa Öz
ŞARKI
Yaz annemin mevsimi
İlkyaz kız kardeşimin. Babamın ise
Sonbahar
Ah yorgun babam
Rüzgarlı tepeler gibi konuşan
Mevsimler için böyle güzel
Şarkılar söyleriz
Bir vakit ki kadınlar
Gün dönünce güz aylarında
Koyulaşan sütler gibi güleç
Ve yoğundurlar
Öyle derin ve manalı
Kadınlar için de söyleriz
Bu şarkıları
Bahanedir suların buharlaşıp
Bulutların yoğunlaştığı
Gökyüzünü yıkar aslında yağmur
Yeryüzü de
Faydalanır bu halden
Mor şarkılar söyleriz gökyüzüne
Arada işte böyle
Musa Öz
DEĞİŞİM
Okunaklı yol şarkılarına çalıştık
Değişimdi ilk hecemiz
Deniz ki yorgun tavrıyla
O göksel kabuklarını
Yoğun bir çabayla kum üzerine
Değiştirir boyuna
Ve yaşlı balıkçı ömrünü
Kız ise kızlık zarını
Ovalar dağlara değişir. Dağlar
Çalışkan bulutlara
Sözün bekareti çocuğun dişiyle
Bir de gün saplanır güne
Gibi devrilir usulca. Ay
Bir entari düğmesi. Yıldızlar
Ah yıldızlar ise düşünce…
Balıkçı ile deniz, fikrini
Dağlar akbabayı değiştirir
Ve sırmalı kız geceleri
Gül kokusuna çalışır da
Bir ip kopar dantelinden ipince
Ağzında
Kırmızı erik çekirdeği
Okul şarkısıydık biz dokunaklı
Musa Öz
ÇOCUK
Masamız bir yaz ayı. Sandalye
Gölgesi ağacın
Su damlacıkları düş kırıntılarıdır
Kuşların düşürdüğü
Senin yürüyüşünde
Yorgun bir yazmanın endamı
Sesin ki taçyaprağı
Ya da uçarı bir pembe
Soluğun terli, öfken terli. Sonra
Kilim yere serilir
Isınır taşlar suyun içinde
Kuyuların kumu çoğalır
Derin uykusuna dalar ay
Ya sonra
Sonrası bu işte
Kirinden pasından arınır dünya
Renk gelir dizlerime
Gölgeler ki içidir evrenin
Döker de seslerini
Kaybolur gider sokak içlerinde
Çocuk
Sıkıca kavrayıp resimli ipini
Gökyüzünü uçurur
Bereketli bir tarlanın işmarısın
İşveler içinde
Musa Öz
ELA
Çocuğun gelince süt dişleri
Büyür annenin sevinci
Su içlerinde çakıl tanesi
Ve mayhoş bir ağartı uçlarında
Eladır bu
Çiy damlası tırnakları
Diş goncasında acı bir kamaşma
Gülerken ağlaması
Deli kız kaptırır gönlünü
Aydede uçurur geceler boyunca
Ve durulur da pembeleri
Avuçlanmış bir su yalnızca
Yürüse sokaklarda denize baksa
Sözler, kokular
Boyuna ince bir düşünce
Eladır bu
Şair yüreği açar dikenleriyle
Konmasa da yorgun kuşlar
Bir kızdır koklayan
Tırnakları kanar, incelir düşleri
Eladır bu
Ah şair çocuk
Köpük toplar kızların koynundan
Sürer gökyüzüne güz günleri
Şu utangaç gökyüzü
Uçsa bulutlarla, kuşlarla konsa
Derelerin gümüş rengi
Çoğalır bir damla gözyaşıyla
Kadınlar ki solgun öykülerde
Kol kanattır çocuklara
Türküler, kederli aşk şiirleri
Eladır bu
Musa Öz
ARKA BAHÇE
Evin gölgesidir arka bahçe
Bir yatak odasının
Usulca taşan sıcağı
Çocuğun dokunuşu
Annenin durgunluğudur arka bahçe
Dudakta öpücük izi
Bir yaradır kuşun kanadında
Elmaya düşen ala
Çatlayan yüreği narın
Seksek için yollara
Çizilen şekillerdir arka bahçe
Bir gelinin ilk gecede
Yere düşen duvağı
Dul bir kadının
En tenha yeridir arka bahçe
İşveli ve içli sözleri
Ya da yanlış yorumlanan
Pembe gülüşü
Asker mektuplarının
Okunduğu yerdir arka bahçe
Ve üzgün bir sevdanın
O solgun haresi
Şairin haremidir arka bahçe
Musa Öz
Burcu Kamar - 30.11.2003
ŞİİRLERİNİZ
|