EZELİ DOĞANAY
Biyografi
1966: Doğdu.
1986: Almanya’ya geldi ve Almanya da “Halk Ozanı” adlı bir dergi çıkışına katkı sundu.
1989: “Yaban Gülü” adlı kültür sanat dergisini çıkardı.
1989-92: TD-1 televizyon’da Toplumbilim/Halk Kültürü konulu programlar hazırladı.
1993: Türkiye’de Haftalık bir gazetede sürekli yazdı.
1994-95 Yılları arasnda “Çağdaş Halk Ozanı” dergisini çıkardı.
1996 Türkiyede haftalık bir gazetede “Ufukta Görünen” adıyla köşe yazarlığı yaptı.
1998 Alman Yazarlar Birliği Üyesi ve Uluslar arası basın kartı sahibidir.
1999 Yılında Ozanca Yayınlarını kurdu.
2002 Belçika da bir radyoda (Baharın Kokusu) adıyla bir yıl boyunca programlar hazırladı.
2003-2004 Berlin de iki kültür kurumunda Edebiyat ve Sanat Tari dersleri verdi.
2006. Kısa bir süre Düzgün TV de çalıştı.
Yayınlanmış 5 araştırrma ve 5 şiir kitabı var.
Yayınlanmış Şiir Kitapları.
1. Gurbet Denen Alıcı Kuş. Şiir. Belge Yayınları İstanbul. 1988
2. Yüreğmi Astım Gözlerine. Şiir. Berklince Yayınları İstanbul. 1994
3. Kurşun Neylesin Türküye Şiir. Zel Yayınları İstanbul. 1995
4. Cenk Türküleri. Şiir. Ozanca Yayınları İzmir 1999
5. Rubailer. Şiir. Kalan Yayıncılık. Ankara. 2005
İnceleme/Antoloji
1. Kadın Halk Ozanları. Antoloji. Ürün Yay.1999 İkinci Basım Almanca 2004.
2. Kızılbaş Kadın Şairler. Antoloji. İtalik Yayınları Ankara. 2003
3. Yaram Kalan Öyküler. Araştırma/İnceleme Maviağaç Yayınları. İstanbul. 2006.
4. Sözcükleri Öperken Uyandırdım Şiiri. İnceleme. Berçem Yayınları. İstanbul 2006
5. Kızılbaşlık ve Reenkarnasyon. Araştırma. Berçem Yayınları. İstanbul 2006
Yayına Hazırladığı Çalışmalar.
1. Halk Şiirinde Başkaldırı. (yurtdışı Böl.) Sorun Yayınları. İstanbul 1989
2. Gülüşleri Çiçek Kokar. Alev Yayınları İstanbul. 1997
3. Esenyelim Eser Gönül Yellerim. Ozanca Yayınları. İzmir. 2001
4. Rüzgarda Savrulan Ömür. Can Yayınları. İstanbul. 2005
5. Sen Gidersen. Can Yayınları. İstanbul. 2005
DÖRTLÜKLÜ ŞİİRLER
TÜRKÜ PINARI
Duygu dünyasında kaynayıp coşar
Suyu duru akar Türkü Pınarı
Söz olur yürekten yüreğe koşar
Maviliğe bakar Türkü Pınarı
Yaşamın özünde aşktır emsali
Dilden dile gezer onun risali
Yarım kalmış nice sevda misali
Yürekleri yakar Türkü Pınarı
Bir ince sızıdır bir ince ağrı
Yaşam coşkusuna açıktır bağrı
Sazdan tele telden umuda doğru
Halka olur takar Türkü Pınarı
EZELİ mem ile Zin'lerin özü
Mecnun olur gezer çöl ile düzü
Hem Yunus'tur hem de Ferhat'ın gürzü
Taş yüreğe çakar Türkü Pınarı
Ezeli Doğanay
KIRÇİÇEĞİM
Gece ay ışıği iki gözünde
Yıkanırkne gördüm ben kırçiçeğim
Güneşin ışını gezer yüzünde
Bakınırken gördüm ben kırçiçeğim
Saçların telinde açılan sümbül
Dökülmüş anlına dağılmış kakül
Gülüşünde gülü kıskanan bülbül
Yakınırken gördüm ben kırçiçeğim
Yeşil gözlerini gizleme benden
Envay türlü çiçek bitirmiş tenden
Baharın kokusu kendini senden
Sakınırken gördüm ben kırçiçeğim
Bakışın maviye uzanan bir dal
Dilin pınarından süzülüyor bal
Ezeli’nin gönlü ayağına hal, hal
Takınırken gördüm ben kırçiçeğim
Ezeli Doğanay
KOLAY MI?
Kolay midir söz söylemek bir işin erbebina
Devranı terse çevirir söylediği söz ile
Bin hacdan evladır bir kez yüz sür dost mihrabına
En büyük sadet odur ki görmek onu göz ile
Varma cahilin yanına uzak dur kendin tanı
Kamil yurdu çöl olsa da gülistandır her yani
Bin beladan kurtarır o yola erdirir cani
Sadıklara ikrar verip ikrar almak öz ile
Ne sır alır ne sır verir bin yıl geçse ayni tas
Dem çekenler hakki bulur gayrisi olur ayaş
Hak için akarsa gözden aksın iki damla yaş
Yanar ise yürek yansın yakma kendin köz ile
Kaçıncı ölmem dirilmem Allah’lığımdan beri
Ezeli beridir yele vermişim ben bu seri
Koru sen kalbinde varsa o mükemmel cevheri
Enel hakka ulaşırsın karışırsın töz ile
Ezeli Doğanay
DELİ DERVİŞ
Cahilin sözleri hasb-u hal değil
Biz dosttan almışız el Deli Derviş.
Halimiz bilene bu ahval değil
Sedamız iletir tel Deli Derviş.
Kırk yıldır dökerim bu aşkla terim
Neredir nerdedir bilirim yerim
Sen gönlünü serin tutasın Pirim
Emeğimi almaz sel Deli Derviş.
Erenler ceminde yüreğim pişti
O Pirin aşkıyla kaynayıp coştu
Banazlı’nın sözü aklıma düştü
Titretmez dalımı yel Deli Derviş.
“Bana elin taşı kar etmez” dedi
“ Gül dalına karga yar etmez” dedi
“Cahil kemaleti var etmez” dedi
Ne ise bilinir fel Deli Derviş.
Ben bir EZELİ’yim halkın ozanı
Çok gördüm yolundan çıkıp azanı
Kaynar gönlümüzde hep aşk kazanı
İrfan sofrasına gel Deli Derviş.
Ezeli Doğanay
YER OYNARDI YERİNDEN
Uzaklık soğutuyor
İnsanı bir birinden
Yürekte asi sevda
Coşmuyorsa derinden
Yürekteki yanıklar
Aşkı içinde saklar
Islah olmaz aşıklar
Geçer elbet serinden
Geçtim deryayı çayı
Gözledim günü ayı
Bulsa idim Leyla’yı
Yer oynardı yerinden
Ezeliyim sesledim
Aşka gönül yasladım
Hep sevdamı besledim
Ak anlımın terinden
Ezeli Doğanay
PİRO
Dedim; karanlığa ışık olayım
Yollarıma engel kurdular Piro
Gülün etrafından harı yolayım
Geçtiler önüme durdular Piro
Niceleri girdi kalp denen köşke
Devri donla ölüm hal başka, başka
Mevlanayla durdum semahı aşka
Mesneviye bakıp gördüler Piro
Susuz dolanırken çölü sahrayı
Hayyam kadehinde tattım deryayı
Halaç’tan devr aldım ben bu kavgayı
Ölümüme karar verdiler Piro
Gönül mehil vermez böyle bir hale
Sığındım Vefa’ya durdum ahvale
Derdim döktüm Bedreddin’e Kemale
Serez çarşısına sürdüler Piro
Bizim bağa bülbül olayım derken
Dediler “vakitsiz ötüşün erken”
Ezeli’yim hoyrat bağa girerken
Anlımda güneşi vurdular Piro
Ezeli Doğanay
SÖZ YARASI
Be hey garip gönlüm senin yazgın bu
Vuruyor dostların söz yarasıyla
Hakki hakta buldun haktan sezgin bu
Eller nazar eder göz yarasıyla
Sen boyun eğmedin beye emre
Onlar sürükledi tasa demire
Otuz sekiz yıllık bu genç ömre
Anılar sürükler iz yarasıyla
Ezeli yol uzun sanki yoruldun
Bazen çağladın sen bazen duruldun
En sonunda bir ceylana vuruldun
Yaktı yüreğini naz yarasıyla
Ezeli Doğanay
GÖTÜRÜR
Cahil övgüsüne hiç kulak asma
Seni senden alır boşa götürür
Dost acı dese de sözünü kesme
Sonunda selamet hoşa götürür
Neye yarar olsa sarayın hanın
İnsanca geçmezse dakikan anın
Lal olur o dilin çıkanda canın
Ecel ruhun koşa, koşa götürür
Gönül müpteladır yar kemaline
Dokunma sen sakın gönül teline
Nazar eyler ise dost cemaline
Dilin bal olurda coşar götürür
Üleş yüreğini varın çok ise
Zeval verme cana gönlün tok ise
Ezeliyim gerçek dostun yok ise
El uzatsan elin taşa götürür
Ezeli Doğanay
DOST
Muhabbet dilini herkes çözemez
Usulü erkanı bilmeyince dost
Gönül deryasında herkes yüzemez
Şah sırrına vakıf olmayınca dost
Sevgi tükenirse kin alır yürür
Herkesi her şeyi hep meta görür
Sular kurur, bütün yeşillik çürür
İnsanda insanlık kalmayınca dost
Yar şirindir eda nazı da olsa
Haktır ondan gelen azı da olsa
Neye yarar yüz bin sazı da olsa
Ezeli bu sazı çalmayınca dost
Ezeli Doğanay
DOĞAR
Deli gönül şöyle yan dur
Gün doğmadan neler doğar
Geçte sen yerine otur
Gün doğmadan neler doğar
Menzil almaz erken giden
Gel de acele etme sen
Hele sabretmeyi öğren
Gün doğmadan neler doğar
Erit yürek de ki dağı
Kurutmadan yeşil bağı
Bekleyelim biz şafağı
Gün doğmadan neler doğar
Ezeli sabırla öğün
Kara haber tez salar ün
Geçer erken kederli gün
Gün doğmadan neler doğar
Ezeli Doğanay
BU KÜSKÜNLÜK NİYE
Beni sevdaya düşüren
Sen değil misin a canım
Aşk ateşiyle pişiren
Sen değil misin a canım
Girdin aklıma serime
Karıştın aşa terime
Yıldız olan göklerime
Sen değil misin a canım
Yürekte ebedi kalan
Aklımı başımdan alan
Sonrada çöllere salan
Sen değil misin a canım
Bir kez kaşım yıktım diye
Bu küskülük niçin niye
Yaşam sunan Ezeliye
Sen değil misin a canım
Ezeli Doğanay
AĞLAYAN BULUT
Aşk ile yoğrulmuş tenim
Yaban ellerde eller de
Mehilim kaldı yar benim
Gonca güllerde güller de
Unut gönül gamı unut
Olunca aleme umut
Gökyüzünde ağlar bulut
Yaşı sellerde seller de
Hoş kokuyor gonca gülüm
Koklayana yoktur ölüm
Savruldu toprağım külüm
Esen yellerde yeller de
Ezeliyim bu gün hoşum
Ölüm bir nefesçik koşum
El sanır ki ben sarhoşum
Adım dillerde diller de
Ezeli Doğanay
SÜRGÜN
Sürgünler herzaman meyveye durmaz
Şimdi sensiz İran Behrengi yoldaş
Zülümler onurda dirnci kırmaz
Filistin doğuyor ey Mahmut Derviş
Yürekleri türkü türkü gelenin
Önü durdurulamaz insan selinin
Kavga yüreğinde güzel Şili’nin
Neruda kokuyor hep karış karış
Umut direnişte bulmadıkça can
Ne saflar sıkışır ne tutulur yan
Şiirin bayraktır Tanrıya isyan
Aragon da somutlaştı bu görüş
Ezeli ölümsüz olandır tin’im
Maddeyi bilirim yok zerre dinim
İlet sen sevdamı ak güvercinim
Zetin dalı ile gelmeli barış
Ezeli Doğanay
SERBEST DİZELİ ŞİİRLER
AY IŞIĞI
Bir tutam sevgi boy verir gözlerinde
Her bakışın ayrı bir düş anı
Savur beni olmadık diyarlara
gözler ki ay ışığı kadar keskin
Sevdalınsa bu yürek
Hiç düşünmeden uğruna feda eder canı
Tutuşur ellerim uzanır maviliğe
Ve yine o gözlerdir kara sevdamı eden teskin
Adına ne dersen de
İster sevgi, ister aşk ister tutku
Gök kuşağını serdim yollarına
Seni sevmektir en büyük utku
Kır çiçeğim bırak da su yürüsün dallarına
Umut yürüsün coşku yürüsün
Ezeli Doğanay
UMUDA TÜRKÜ
Kara gün dediğin
Gün gölgesi değil midir?
Ömrünün uzunluğu güneşin
doğuşu kadardır
Yeter ki sen Umudunu hep ıslak tut
Umudu ıslak olanların
Yeşilin taze kokusu vurur düşlerine
Hep güneşli günlerden haber getirir
Aşkın suyu ile can bulan yaşam.
Ezeli Doğanay
HANÇERLENMİŞ GÜLÜŞLERİM
Sen şimdi ihanetinle mutluluğunu sınıyorsun
Anılarına yenik düşerek
Yüreğine “taş basman” neye yarar
El öpmen neye?
Yaşanılanlar bir, bir dizilirse kapına
Yok etmeye gücün yeter mi?
Çalarsa kapını
Bu kaçıncı sabahtır
Hüznüm maviliğe akar
Bu kaçıncı firari bakışımdır
Yanlış adreslerde hep seni sorar
Bu kaçıncı ağlayışımdır
Göz yaşlarımdan utanarak
Kaçıncı kavgasıdır bu kafamın yüreğimle
Eskiden gülmeyi kolay sanırdım
Ağız dolusu gülmeyi
Ya şimdi?
Hançerlenmiş gülücüklerimle
Sevdamdan kanarım.
Ezeli Doğanay
SESİZLİĞİN SESİ
Avuçlarımda kırık yürek parçaları
Gözlerin yitik zamanlarda susmuş
Oysa ne çok konuşurlardı
Bir bir tadarken sevinçleri/ hüzünleri/ acıları/
Şimdi yalnız anılar konuşuyor
Sesizliğin sesinde
Ve ben artık bir sevda mistiğiyim.
Ezeli Doğanay
SUSKUNLUK
Ah su suskunluğun yok mu?
Ne Buda heykelinin sessizliğidir
Ne de Brahmanin tas karşısında
Bağdaş kurup günlerce hiç
kıpırdamadan durusudur.
Ellerin göğsünde bağlı
Gözlerin kaf dağının ardında düşlerle oynaşmakta.
Bakışların sisler arasında
Bir belirip bir yiten
Anılarda iz sürmekte.
çelik bakışların ki deydiği yeri kavurur
Alır insani insandan bir başka aleme savurur
Konuş ne olursun konuş
Senin konuşman en büyük seksizliktir
Sesiz liginse en çok konuşan halindir.
Ezeli Doğanay
ZAMANLA DANS
Zamani en hoyratça savurduğum anlardır geceleri
Saatin yelkovanıyla dans ederim adeta
sabırlı, o inatçı, bildiğine döner ha döner
Ben mağrur ben alaylı bakarım onun bu haline
Gülerim dudak altı, çoktur önümde harcayacağım zaman
Bir, iki, üç derken zaman geçmekte
Sabaha karsi siyah beyaza nöbet devretmekte
Sonra yenik düserim
Yorgunluk beni teslim alir kusatir.
Iri bir cingenenin killi elerinde
Agzi keskin palayla gövdesinden kopan bir bas gibi
Düser gövdem yataga
Cöker üzerime bin batman agirliginda yük
Ve inadina calmaya baslar düdük
Tik tak, tik tak, "Hayde kalk, hayde kalk"
Acilir bir gözüm digeri kapali
Yalvaran bakislarla bakarim saate
Zaman ölcülü zaman hesapli
Sira onda
magrur o güler dudak altindan
Alayli haliyle devam eder zaman tükenmeye
Tik tak tik tak "Hayde kalk, hayde kalk"
Bu hep böyle sürer gider
Gün gelir gün gecer aksam olur tekrar basa döner
Dansidir ömrümün saniyelerle
Kimse kimsenin sinirini gecmez
Gecer böyle ömrümün her bir ani
Sanmayin hala yataktayim
Her sabah altida ayaktayim
Karsilikli tüketiyoruz ama
Kim kimi tüketiyor acaba
Zaman mi insani? Insan mi zamani?
Ezeli Doğanay
KİM BİLİR?
Kim bilir ,
Şu anda neredesin
Hangi şafağın kaçamak bakışında
Hangi gülün kokusu
Hangi rüzgarın savruğundasın
Hangi dilin ezberinde
Hangi yüreğin çırpınışındasın
Kim bilir
Ha bu arada beni sorarsan içimin gülen yüzü
Deniz ortasında fırtınaya tutulmuş ürkek bir sandal gibiyim
Gözden kaybolan ananın ardından bakan çocuk
Gökyüzünden yıldızı kaybolan yaşlı
Avuçları arasından umutları yiten
Bir gencin toplamıyım işte.
Yitik zamanların anılarıyla yaşıyorum
Bazen düşlerimde yakalarım seni
Kalbim tutsak edilmiş bir aslan gibi yırtar
Göğsümün kafesini o an
Neylersin düş işte!
Sensiz yaşamın tadı olmuyor
Bütün güller solgun
Şarkılarda hüzünlü nağmeler
En bildik yollar dolambaçlı
Ve sensiz bu yürek bağbozumundadır.
Bütün rakılar acı
Biralar zehir
Şaraplarda o Hayyamca tat da yok artık
Senden bana tek yadigar
Bir belirip bir yiten anılar
Birde şu meret sigara
Bedel mi?
İki ölü
Birini bu yaz gömdük
Diğeriyse bu gün yarın.
Günde üç kez yürekle kavgayı bilir misin?
Her telefon ziliyle çarpan yürek
Her kapı ziliyle ayağa fırlayan beden
Sonra ne telefonda ki ses tanıdık
Ne kapıda bekleyen
Geri gelmez mi bir kez çekip giden.
Ezeli Doğanay
AŞK VE SAVAŞ
Bu aşkı o yarattı
büyüttü
Ama ben sevdim
Ey yüreğimi budayan sevgilim
Sevgi yapraklarıyla dökülüyorsun aklıma
Biliyorum artık bana yaşam güzdür her mevsim
Ama yüreğimde
Toprak ve yeşillik kokusu var
Ve öyle biliyorum ki!
Artık yaşamak
Aklım ve yüreğim arasında aşk savaşımıdır veren
Çünkü sen yoksun
Ben nasıl olurum
Yada ikimizde varız tek yürekte yeşeren
Ezeli Doğanay
GÜL İKLİMİ
I.
Söz hükmünü yitirir
Gök mavisi bir türkü olur duygular
En umulmadık anda
Zamana hükmeden yürek
Anı anda yaşayandır
Ne geçmişte eli var / Ne gelecekte gözü
II.
Göz içine yapılan yolculuk en uzun olanıdır
(yolculukların)
Bakmasını bilene
Bazen bir ömür sürer/ Sevda çarpar eline
Bakmasını bilmeyenlere
Kan buz olur anında kesilir yürümez su dallara
Toz konar düşlerine başlar ömür talanı
Buharlaşan her damla
Göz yaşıdır nehrin
Gelmişse çöl iklimi
III.
Bilinenin aksine/ demire meydan okur dil
Granit taş kesilir/ bükülmez
Her söz kayadır dolanır ağız içinde
Fayda vermez peygamber olsan
Geçmişse dil iklimi
IV.
Vakit ermişse
Deler geçer kurşun geçmez geceden
Yürür gövdeden dallara/ çiçeklere, renklere uzanır
Bıçak vursan kesilmez
Dilde imge olur söz olur süzülür heceden
Yüreğin ucuna asılmaz
Gelmişse gül iklimi.
Ezeli Doğanay
ŞİİRLERİNİZ
|