ALİ AYDOĞDU
Pisi Koleji
sana anlatacaktım
nedendi dil sürçüşüm
aksak ayağını görmedendi
sekmiyordun
sustum
sana dolduracaktım
bir kaç toncuk yük
ikibin gramlık kediye sövdün
yutkunmadın üstelik
sustum
sana saldıracaktım
otobüs seferleri kadar düzenli
beş dakika şaşarım en fazla diyordum
bir dakika konuştun
sustum
sana dokunacaktım
enine boyuna sayfalarda
kısa geldi gölgesi isminin
rumuzda bulamadım
sustum
sana sormayacaktım
salatayı yaparken
tuzu az, yağı az
sınırları sevemem ki
sustum
sana aldanacaktım
sevgiden bahsederken
kediye bakışın geldi aklıma
seviyorum dememi beklerken
sustum
pisi pisine gitti sermayen
Ali Aydoğdu
Cumartesi Gecesi Gıcırtısı
kaypak sözlerini düşünüyordum
sabahsız pazarın
saat ondördü vurmalıydı açmak için gözleri
bir kertik daha atıyordum hayata
ölüme mi koşuyordum ne ?
soluk soluğa
daha önce ilgimi çekmemişti
takvim yaprağını toptan koparmak
hayattan onlarca günü çalar gibiydi
bu kadar kolay mıydı mâziyi unutmak?
solumdan bir yıldız kayar gibiydi
sarımtırak
sonumu bilmeden çektiğim
bir nefes cigara
bir ömre bedel gibiydi
.............gülüyordum
............acımtırak
Omuzdan Saçaklar
(I)
başparmağını ayırıp bir kenara
işaret ettiğin narinliği takmazdı
iki parmağının arasından öpüyordu seni
çift dikişliliği seviyordu geceleri
garipsiyorlardı
sen ise teslim oluyordun bu içten dokunuşa
karanlığı sığınak bilenler gibi
dizi üstüne düşmüş her hecenin terini siliyordun
alıp getiriyordun yavşak kavşağa
bir cep kelime ile gidiyordu her vedadan
diğer cepte metelik sesleri
gözde'n düşmeyecek her umut için
kırmızı güller alacaktı daha
hiç girilmemiş yivli ruh çıkarmalarına
kalp kapakçığına mühürlenip
ömrünü ömrüne katar gibi
birikecekti
.....................bir damla su ver parmağından
....................kellesini alıp koltuk altına
....................üçyüz aylık yoldan geldi
...................bir damla su ver
....................ki solmasın güller
(II)
sonra...
ilk dikişini sökmek için gecenin durdunuz yol ayrımında
ateşböcekleri gibiydi gözleriniz
ne sağda ne solda, aynı yönde yürüdünüz inadına
yıldızlar birikti de gerdanına
bir çakmak aydınlığında izlediniz
yıldızlardan vazgeçip ateşe koşan pervaneyi
''biz'' içtiniz ''ben''li düşlerden tek dikişte
kendinizden geçtiniz
artık garipsemiyorlardı
oynayan dişin ile söktüğün ikinci dikişin acısına aldırmayışını
(III)
kara bakışlım
üçyüzonaltıyı vurdu ay saati yolculuğumun
gugukta her ay dönümü değişmedi heyecan
omuzlarıma bindin bineli
ne bülbül gülün susuzluğundan şikayetçi
ne de yorgunum
heybetli dağlar gibi
düşmemen için tökezlenmeyeceğim
........................eğme başını önüne
.......................gözyaşların ancak üzerime damlar
Ali Aydoğdu
Sana bugün doğan tüm goncaları getirdim
Bir yorgan gibi çekerim üzerinize hüzünleri
Boncuk boncuk terler şakaklarınız,sıcaklarsınız
Atarsınız dertleri içime
Sonra üşütür yokluğum
Bana sarılıp yatarsınız
Siz; sırdaşı kalem olanlar
Benimle varsınız
Yıkanmış duygular kucaklar beni
Avuç avuç sayfalara çarpar
Tertemiz umutlar taşırım
Gönüldür mekânım
Çoğu gönle sığmaz,
____taşarım
Durduran olmaz
Yaz dost,dostça yaz
Arkadaşça,korkusuzca yaz
Sevincini yaz,kederini
Yarin narin ellerini,bozulmuş düzeni
Bende umut çok
Tutunamadığın, dokunamadığın her yeri
Öpemediğin kırmızıyı yaz
Parmaklarından damlayan yağmurlar sel olsun
Hüzün ol, sevgi ol, sevgili ol
Serpil satırların üzerine
Oluk oluk hislerin aksın
İster yolda bulduğun çamurlu kağıda
İster yeni aldığın beyaz fistana
Ya da gönüllere beni yaz
Yaz ki; ölümsüzlüğünü ekeyim yeryüzüne
Yaşatayım seni sonsuzca
Sorunsuzca
İçin aksın yazdığında
Sızlasın ayrılıkların yüreği varsa
Ya da gülümsemeleri çak dudaklara,mıh gibi
Tutulan ellerin kaderi olayım
Tadılan dudakların şarabı
Yaz ki yarınlara varayım
İsmin yanıbaşımda
Beni sen bilirsin işte
Okuyan bilir
Sevebilen,aşkı kaşıklayan hayattan satır satır
Duygu insanları bilir
Beni sen bilirsin işte
İçinde bir yudum sevgi yaşatan bilir
Fırtınalar çıkaran iç çektiğinde
Mahzun bakanlar bilir
Kara kalemlerin yorgun ucunda yaşarım
Hüzünlü gönüllerin yamacındayım
Sarılmışım umutlara,umut telaşındayım
Bazen bir sandalım enginlerde
Sevdayadır kürek kürek savaşım
Bazen çoşkun dalgayım
Kavuşmayı öğretirim sahillere
Çamurlu yolların ayak izi
Ulu dağların ebabili
Bir serçenin iç çekişi
Sevebilen ruhların haykıran sesiyim
Seher yelinin serininde,
Uyan!
İrkilme zilin sesinden
Aç kapını
Aç avuçlarını
Sana bugün doğan tüm goncaları getirdim
......................antalya güllük dergisi(2005) ..............
Ali Aydoğdu
Biz'e bırak Ben'i
aldanma;
avuçlarındaki çizgiler eskimez
tırnakların yeniler kendini durmadan
zaman zavallıdır ellerinde
tutarsa sevdan
kaç defa girdi kapıdan
karanfiller atılmadan
aslında kapalıydı pencereler
___açılmadan
........biz seninle İstanbul'lar kurardık, soğuk sahillere
kumdan İstanbul'lar
şişeden İstanbul'lar
İstanbul mezar taşıydı başucumuzda
biz ölmeden önce
inanma;
yanağına süzülen ıslaklık yağmur değil
gözyaşı değil
kan değil
ağlama öyleyse
çare değil
sus bu gece
ikimiz konuşsun....
......................Hayal Dergisi (2005)
Ali Aydoğdu
Miş'li sevişmişlik
sen özlenen;
yağmuru anlat bana keman rengi kaşlarında
hadi bir türkü daha mırıldan ıslaklığıma
al eline bende çoğalan her yanını
vur yâr, en endamlı başkaldırıma
uğruna sözlükler paraladığım saçların üstlensin bu meçhûlü
kır yâr, ellerimden bir kaç parmak çıtırtısı daha
mecnunun derdi şakaklarımda kurur, başağrılı
leyladan hâl hatır koysana geceye
yarına ait çok hayâl sığar bu mevsimin sokaklarına
narinim sana karşı, usul usul düş omuzlarıma
heceyide soğutmayalım bu arada, beni anlat bana
demle avuçlarımda en sıcak çizgileri
henüz üşür serçeler penceremde
sende titreyen dizlerim gibidir yürekleri
sar yâr, ellerimden tutup bir sigara daha
cansız düşsün heveslerin şahdamarımın ortasına
neşter tadında umutlar dik çıplağıma
akan kızılın sesine düşsün ilhâmın ateşi
öp yâr gerdanımdan
dişlerin kavuşsun içimde, düşünme
yokluğundan zor değil ki bu!
Ali Aydoğdu
Geleni Gideni Çok Şiir
bir gece vaktiydi
şiire düşmüştü yolum
baykuş yine oradaydı
ay'da
ve sende oradaydın
geriye düştü kolum
bir gece vaktiydi
yorgundum
sabaha az kalaydı
az kalmaya çok kala
daha yolumuz vardı
baykuş yine oradaydı
durgundum
derenin sesini duydum
seni tanıyamadan önce
bir çakal uluyordu
sabaha az kalaydı
gülüyordum
adımlarım geriye doğruydu
ayakkabım yırtılmış
aldırmaya vaktim yoktu
derenin sesini duydum
yürüyordum
şarkılara çok uzaktım artık
şehirlere yasaklı
ağzıma geleni bağırıyordum
adımlarım geriye doğruydu
susuzdum
eğildim ak çeşmeye
kara yürekli havayı kokladım
bir kuş havalandı ansızın
şarkılara çok uzaktım artık
korkuyordum
yanıldığımı anladım
ay'a baktım
seni aradı gözlerim, çoktun
eğildim ak çeşmeye
çırpınıyordum
kahramanlıklarım dizildi sıraya
sıktım yumruğumu
gelene gidene sığındım
yanıldığımı anladım
yoktum
şiire düşmüştü yolum
bir gece vaktiydi
Ali Aydoğdu
İkilem
çokta karmaşık değilim
sadece ikinci faslı ömrümün
bir annemden doğmuşum,bir de ellerinden
saçma sapan değil söylediklerim
farklı sadece
o senin hayatın, ben bilirim
bu benim hayatım
tazedir umutlarım
daha kaç kere doğarım
ben bilirim
baştan ayağa derdim
ayaktan yukarıya panzehir
ister böyle sev beni
istersen ters çevir
sen bilirsin
çekinik suratlar gülüşür içimde
yürekli yanlarıma inat
bir yangın başlar ciğerlerimde
bir bardak su içerim, bir de sigara
sönerim
sorgulayan yanımı aldı törpüler
tartışmalara kapalı panelim
ne hayallerim var bilseler
ne çok param
çalışırsam
bana fazla aldırma
yollarım hep ikilenir
bilmediğime girerim
_ki çakıl taşları
acıtmaz çıplak ayaklarımı
sende;
hangi yolu denersen dene
yol bitimindeyim
yetişirim dert etme
nasıl olsa
iki perşembe daha var,
___cuma'ya
Ali Aydoğdu
VaSiYeTNâMe
ellerimi sana bırakıyorum anne
birkaçı kırılıp kaynamış parmaklarımı
hani küçükken ısrarla bıraktırmak istediğim
sende hiç büyümeyen tarafımı
yüreğimi sana bırakıyorum baba
olmamı istediğin gibiyim
senin en delikanlı yarınınım
ilk kez sana bu kadar yakınım
kaşlarım size kalsın fotoğraflarım
soran olursa gösterirsiniz
yukarıya doğru çatılmışlığımı
direnişimi, karanlığımı size bırakıyorum
gözlerim senin olsun kadınım
serttir bakışlarım aldırma
gözbebeğime doğru ilerle
aydınlıktır vardığın
cebimdekiler senin olsun kankardeşim
üç beş metelik
cüzdanımda yanyana resmimiz
dönercinin telefon numarası senin
umutlarım herşeyimdir, kolay kıyamam
onlar senin olsun şiirim
sokaktaki köpeğe imrenmeyi, sana bırakıyorum
yazdığım, lâkin okutamadığımı
yaşat beni
kalemlerimi yanıma koymayı unutmayın emi! ! !
eylül 2004
Ali Aydoğdu
Dolu(n) ay
her anı geceydi
hüzünlerimin uğrak yeri karaları
bir kaç hece toplar kaldırımlardan
sayfalarca gülerdi
yarına varacakmış gibi aydınlığı
oysa sabah olmadan kaçardı
beyaz teninde bir tek leke yok
güneşten mi korkardı acaba
nazardan mı
dikilmemiş çok fistan bıraktı ya dünyaya
yakışmasa da beyazları
......iyi bilirdim hoca
......çok iyi bilirdim dolunay'ı
tıka basa doluyum uzatma!
Ali Aydoğdu
Galatasaray
nasıl desem...
ruhuma bir parantez açmıştı varlığın
acaba gibi birşeydi yani
ya da ben öyle anlamıştım
termosta bırakır gibi ısıyı
tutuklanmıştım......
nasıl desem...
soğuktu, çok soğuk
alkışlamaktan ellerim kabarmış
farkında olamadığımdan suçsuzmuşum
ses tellerim şikayetçi halinden
avaz avaz dünyayı satmışım
nasıl desem...
rengi gelse aklıma heryerinin
coşar içimde süslenmiş hallerin
bir nârâ, bir çığlık, bir sessizlik ki
uykularımda kupaları sıralamış
uyandığımda saçmalamışım
nasıl desem...
bir düdük çaldı
''....ne hakem,.. ne hakem '' dediler bir ağızdan
susun ulan demek istedim önce
sonra kemer altı yaptığım kıyamadığımdan,
yâr gözlü çakmağımı atmışım
nasıl desem...
sarıya boyayıp muallâyı kırmızıyı giymişim
sonra uzanır gibi yeşiline, aşk şarabın içmişim
başım dönmüş, sendelemiş, düşmüşüm
dediler ki
ben sana ayaklanmışım
nasıl desem...
re re re...
ra ra ra...
Ali Aydoğdu
İnfaz
(I)
.......Sol göğsünden şikayetçi, sol elini kullanırken özürlü gibi,
sağ elinde ki ismini bilmediği kırık kemiğin tek sorumlusu, üstelik
istenen grafiyi çektirme zahmetinde bulunmayan, önce kova dolusu
koru yere boşaltıp sonra üzerine düşen ve bu düşüşte de sağ elini
öne süren şahsıma davacıyım. Sakarlığım dikkatsizliğimdendir........
mekan: gece yarısı
zaman: telaşlı
saat: üç buçuk atıyor
hakim: karakalem kaşlı
avukat: istemem
cebimde yedekli taşırım lafları
her ataçlı sayfada vardır biraz fiyakası
(II)
cimbomluyum abi, pardon hakim bey
sarıya boyamıştım muallâyı
kırmızı çizgiler çekecektim
boya gözüne kaçtı
e gözünü açma demiştim
bilmiyordum boyaya tiner katıldığını
ondan bayıldı muallâ
valla dokunmadım
dokunduysam sağa sola meyilli desinler razıyım
niye öyle bakıyorsunuz ki hakim bey
fenerlisiniz anlaşılan
yine mi düştük çukura
e sizde lacivert takılın
yeter ki ortalayın şu yolu artık
razıyım yatmaya
yanlış anlama
muallânın yatağına değil
damda ulan, tek kişilik odada
güneşi göreyim yeter sabahları
azda olsa
ara vermeyecek miyiz daha
sıkıştım
hem sevememekten kalabalığı
hem de yüz numaraya
(III)
ama körpeydim o suçta
yaşım tutmuyor
zorla giydirecekseniz üç beş daha anlatayım
adı abdiağa bir köy var biga'da
sesine kurban onu deresinin
hele mütevâzi çağlayanı
dört delikanlı
almışız on tane manitayı
bizde amaç başıboş kalmasınlar
tekindir buranın çınarlıkları
diyorsamda inanmayın
benim hatunda aralarındaydı
tam arkamı dönmüşüm sorulan soruya
önemde bisikletli bir dayı
zor durmuş anlaşılan
ateş çıkıyor kafadan
ben yine gülümsemekteyim saf saf
''pardon dayı ''
''önüne baksana lan '' diyor dikilmiş kaşları
inanın şişe olmayan yumruğumla indirdim kabadayılığını
ötesini abartıyorlar
arkadaşlar işte, deli dolu çocuklar
hatuna dua etsin ayrıca o suratı duvar
(IV)
sanatkârdım
dekore ettik adamın terası
üstelik güneş altında
suyu çıktı ama
kar yağdı alt kat deniz
yağmur yağdı alçılar temiz
sonunda buldukta suçluyu
çoktan alt üst etmiştim ortalığı
mermeri oynar başlıklı koymuş bir dana
altını boş bırakmış
fırladım sokağa
ağzımı doldura doldura
daha önceden yediğimi düşündüklerimi çıkardım
bir solukta
size dokunmadı hiç bir parmağım inanın
bu gereksiz mevzûda
(V)
umutluydum
ne sözler ne yeminler eşliğinde kanmıştık aşka
öleceklerdi uğruma güyâ
hepsi bir kenara da
askerdim usta
çok sevmiştim
ya bir silah olsaydı elimde
zamanın durduğu o telefon kulübesinde
şükür ki atlattılar bir kaç çöp tenekesi
üç beş dolap ile
toprağınızmış ama
sevemem ankara'yı yaşadıkça
(VI)
gelelim yakayı ele verdiğimiz olaya
mor bülten aranıyorum
tüm dostlarca
müstakil bir ev tutmuşum kıyı köşede
çamaşır makinemi bile almış
kardeş gibi de sevmişim
öylesine bir gün manava uğrayıp domates biber yapmışım
yarım kiloda gözüme takılan kirazdan
son köşede mahallenin sümüklüböceklerinden oynuyor ikisi
bahri aganın çocukları
sevimli mi sevimli
diz çök kıvamına geliyorum yanlarında
birer avuç daldırıyorum kiraza
daha ayağa kalkmadan
sokaktan ordu geliyor çığlık çığlığa
hepsine birer avuç daha
bana mı?
bir kaç tane kalmış usta
başından beri dava da bu ya
az kalmış diye geçiriyorum içimden
bu sene ilk tadacaktım da
sonra nefsimin alnımın ortasında ki saltanatı geliyor aklıma
gömüyorum alnımı duvara
duvara bir şey olmuyor tabi
aslında bana da
bu hastalığa yakalanmaktan başka
muallâyı mı soruyorsunuz?
o hayaldi usta
köşe başlarında!
Ali Aydoğdu
Tahta Pencere
bir vapur geçiyor ** kocabaştan
nasıl olur deme
aklım gidiyor
küçük balık çıkmış utangıçlığından
önce marmara sonra akdeniz hayaliyle
el kaldırıyor
eteğinin gizemine bürünmüş kız
acaba vapurda mı bir yakını?
yoksa köprüden atlamayı mı düşünüyor?
boşveeer
dinlesene şu kalabalığı
her adımda sanat
her çıkında boş bir yer
hayat nasıl olsa geçiyor
yine de haberin olsun
bu yamalı kâlp yüzünden
bir gün ansızın ölebilirim
** Biga Çayı
Ali Aydoğdu
Umut Doğdu Bugüne, Hergün
zirve nerde?
dedi birisi içimde
kül olmuş bir ateşti mâzinin bıraktıkları
bir maşa ellerinde güzergâhın
bir de kalem
dertliydi
neşe nerde?
dedi bir diğeri
zirvede mi?
yani dünyasını kaybetmiş kırlangıç öldü mü?
yazık mı oldu tüm beklentilere?
tümden gelen
tüme varamadan düşen kalelere
zirve bitimde mi?
kaldır avuçlarını çocuk
saflığını çalsın tüm kemanlar
ve çıkacağı namluda kalsın kurşunlar
göbek adı neydi?
nefretin
nefertiti güzelse büstüne can düşecek kadar
aşk için yollara mı düşmeli?
ve yedeğine kan katmış akşamlara
güneşle mi değmeli?
yağmursa yağmur
nehirse nehir ıslaklığın bedeli
niye düşer saçların önüne muallâ?
gözlerini gizlersin perdelerden
dilsiz mi kalsın söylenmeyi bekleyen serenat?
umut biçilirken kahve fincanlarında
muhabbeti kurcalasana
yum gözlerini sevgili
düşündüklerini doğursun bütün analar
kanı onurla süzülen bedenleri
bu adamlar nereye yürüyor?
demedi
gördü gözlerinde ki feri
ay ışığı, mum ve pervaneler kol kola
birde deniz feneri
birde gece kuşu
baykuşu
bayanı, yokuşu
ve yağmurdan şikayet etmiyor hiçbiri
bu adamlar nerede duracak?
kimin neferi
kandıra'lı sende yürü
demedi
vardır elbet bir bildiği
yürümeli..............
ellerinin her kıvrımında sevgili
yıllar sonra bile yorulmadan şakaklarında
ve alnında
ve tabuttayken ben
bir bebeğin ilk ağlamasını duymak isterdim
...........bitmemeli
Ali Aydoğdu
Yola Çıktı Muallâ
bence sende oyna muallâ
kaldırım taşlarıyla
unutma
bir sağa koyacaksın, bir sola
bunun neresi muamma
bir sağa diyorum, birde;
sen bildiğini yaşa
yarına sakla dolgun bacaklarını
kaldır kaşlarını muallâ
kaşlarıma yasla
anlasana
gözlerin kapalı daha güzelsin dünden
oysa;
ben seni gözü açık severim
insancıl keyifler uğruna
neyin varsa ortada
uzak olmayalım muallâ
yolu tam ortala! ! !
Ali Aydoğdu
ŞİİRLERİNİZ
|