AHMET CANBABA
BU NASIL SAVAŞ
bir heves yüklü yarınlarda
yollara düşer savaş
sefalet taşır vagonları trenin
yol vermez kaçanlara
çukur gözleri asfaltın
açtı açacak tomurcuklar körpe bedenlerde
şizofren füzeler delice vururken
bir ben düşüyor yanağa gözyaşından
acımasız bir göz değiyor ıslak dudaklara
dur durak bilmez yuvalarından
örseliyor gelincik kırmızısı bedenleri
menekşe moruna dönmüş ayaklar
çığlıklar palazlanmaya durmuş dudaklarda
bir aslan bakışı fırlıyor yuvasından gözlerin
can parçaları dağılıyor dirençle
ten ayrılığında ölüme durmuş can
esir alınıyor yazgılar
kör bıçak acısı işliyor kanına
kinler örgütleniyor bilenip
günah zincirlerinin birer halkası
tanrı susar bu savaşta
hani nerde dost yürekler
gözleri bağlı bir esir gibi
hani nerde şeriat
ümmetine sahip çıkmaz peygamber
yalnız bırakmış Filistin’i Lübnan’ı
anlamsız ve boş lafların çarkında kanını
vermeye uğurlanıyor çaresiz
eli silah tutan çocuklar
beddualarla anıp düşmanını
barış diyorlar barış
barış şimdi oltada yem
olta kimin elinde
barış silah
barış savaş
barış yedi başlı ejderha kadar
şimdi herkes barıştan korkar
çünkü barış bir dayatma
böyle barış ancak
bir esaret olursa var
böylesine zorlar sınırlarını
aklımın alamadıkları ne varsa
ne varsa ateş tanrılarıdır acımasız
bereket üstüne yılgın alın teri
bereket üstüne bir çığlık
lekeli bakışlar da nazar
bir gizli ihanete susar
barış ateş baskınında
bir kirli gülüş şeytanca
elleriniz yanar dokununca
şah damarı kabarmış isyandan
yabani bir mor aşılı gülde
üstünde bir ben tebessümün
ve uykuya dalmış bir öfke
ateşsiz bir kül
ve kömür karası ölümler
en başta kendime küsüm insanlık
en başta kendimle kavgalı
kaçıncı kez bu kokuşmuşluğa kusuşum
herkesle sağırım herkesle dilsiz
isyanım kendime
isyanım kendime susuşum
acı gömlek değiştirir bende
acı biçimden biçime
acı renk renk
bir senfoniye dönmüş feryatlar
bu nasıl bir ahenk
ölümün bile tadına varamadan
bu nasıl kırılışı direncin
inlemeler kimi yerde sessiz
yıkılmış duvarlar altında
ihtiyarın çocuğun gencin
soğuk ve mat bakışlarla
Ahmet Canbaba
BENİM YARİM
Şaka bilmez hatır kırar
Yüzü gülmez çatar kaşı
benim yarim bana göre
Bulunmaz bursa kumaşı
Akıllı ol düşün durda
Atma doğru öğren sorda
Halep orda arşın burda
Yok artık devenin başı
Hep öv ödülver sevindir
Yardıma koş acı dindir
Kötüsün sen birkez indir
Yıllarca sırtında taşı
Hiçkimseye çıkmaz arka
Gezer bakmaz yaşta farka
Merdiven dayamış kırka
Sor otuzu geçmez yaşı
Ahmet Canbaba
YAR SAYDIK
Hani varsayalım derdin her sözde
Bizde olmayanı hergün varsaydık
Bazen çok basiiti büyüttük gözde
Büyüttük kolayı zordan zor saydık
Kandırıldı gönül kahrından içti
Kendine kefenden bir göynek biçti
Eyvah dedik ama iş işten geçti
Keşke dedik bir bilene sorsaydık
Her yüze gülene verdim özümden
Acı çektim hiç dönmedim sözümden
Dost saydıklarımız düştü gözümden
Keşke bizde hatır gönül kırsaydık
Yaksa varmış gibi yakıştırıyor
Yalanı yalanla pekiştiriyor
Herkesi ardından çekiştiriyor
Öyle insanları bizde şer saydık
Sevgi göstermiyor ele itiyor
İlgi göstermiyor sevgi bitiyor
Ne yapalım kalan bize yetiyor
Bize yarolmayan yari yar saydık
Ayrı dünyalarda ayrı bir belde
Gidelim meçhule seninle gelde
Böyle zor olacak sonucu bilde
Birlikte geçecek günü kar saydık
Ahmet Canbaba
DUYGUSAL BESLENME
Senden başkasına yok ihtiyacım
Beni yakından tanı neyim neciyim.
Doyuramazsın beni sevgine acım.
Duygusal beslenmede tüketiciyim.
Ahmet Canbaba
ŞİDDET PAZARINDA
Kandavası güder öldürür hasmı
Rüşvet vermeyene kötek atılır.
Herkese yyıllarca ssürdürür gasbı
Şiddet ppazarında terör satılır
Ahmet Canbaba
AYDINLIK OLSUN
Bir mum yakıp karanlığa ilk adım
Atalım yolumuz aydınlık olsun
Gücümüzü mutlu birlikteliğe
Katalım yolumuz aydınlık olsun.
Vatanımın hançer sokmuş bağrına
Hesap soramamak gider ağrıma
Neyimiz var neyimiz yok uğruna
Satalım yolumuz aydınlık olsun
Çıkmak ortaya izlenip yeniden
Tehlikelerden gizlenip yeniden
Tohum gibi filizlenip yeniden
Bitelim yolumuz aydınlık olsun.
Yurdumuzda askeriz bu seferde
Çare bulacağız bilinen derde
Fabrika bacası gibi her yerde
Tütelim yolumuz aydınlık olsun
Ahmet Canbaba
DAHA ÇOK
Zenginle fakiri bir tutacaksın
Kuvvetli ezerse üzüleceğiz.
Herkese kendini anlatacaksın
Bir bulmaca gibi çözüleceğiz.
Yanlışa çizgi çek doğruyu dene
Adım at her sabah gerçeğe gene
Feda olacağız bilime fene
Beyinlere mıhla yazılacağız.
Türlü dertler gelir geçer başından
Olmayacak ne var çıkart düşünden
Geriye bir şeyler bırak peşinden
Tarih olup bir gün kazılacağız
Gerçeği ararsın toprak eşerek
Söyletirsin derdi dertle deşerek
Aydınlık ararken şerre düşerek
Karanlık güçlerle bozulacağız.
Kimine gaipten geliyor ayet
Ölmeden bilgini herkese pay et
Tarih tekerrürden olursa şayet
Demek ki daha çok üzüleceğiz.
Ahmet Canbaba
APTAL SARIŞIN
Çiçek açmış gibi yüzünde
Makyajın polenlerini dolaştım
Bir arı gibi
Yanaklarındaki koyu allık
Gözlerindeki far ne öyle
Soytarı gibi
Aptallık diyorum aptallık
Yazık verdiğin parana
Ne güzel bak arkadaşın
Yüzü sade eteği normal boy
Hadi neyse girmeyim arana
Sen yapmacık sarışın
Üstelik birde
Mini etekle dolaşıyorsun kışın
Ahmet Canbaba
AŞIK VEYSEL
Kendi halinde bir garip
Kuldu aşık Veysel kuldu
Hak yolunu kalbe girip
Buldu Aşık Veysel buldu
Ürünü alır ekinden Zarar görmedi tekin’den
Ayrık otunu kökünden Yoldu Aşık Veysel yoldu
Seni anlayan düş kuran
Sözlü sohbetine eren
sımsıcak sımsıkı saran
Koldu Aşık Veysel koldu
Yoktu onda yalan dolan Sevgi onu güçlü kılan Üstünde meyvesi
olan Daldı Aşık Veysel daldı
Kin garez kötülük bilmez
Özünden verir hak yemez
Sohbetine doyum olmaz
Baldı Aşık Veysel baldı
Gözü yoktu sağda solda
Dost sohbeti arar kulda Yürümesini bu yolda Bildi Aşık Veysel
bildi
Sevdimi sever derinden
Yer verir gönül yerinde yobazları defterinden
Sildi Aşık Veysel sildi
Oydu duyguyla beslenen Şiirle, sözle ıslanan Yazıyla
halka seslenen Dildi Aşık Veysel dildi
Kendini kendiyle aşan
Hayret der Veysele şaşan
Kabına sığmayan taşan
Seldi Aşık Veysel seldi
Derki arayıp sorana
Bir gir çık topraktan hana CanbabaDer bu cihana Geldi Aşık
Veysel geldi
Ahmet Canbaba
Şu bizim X,Y,Z ile anlaşan
Öyle yavaş değil hızlı birisi
Köpeksiz köyde çomaksız dolaşan
O malı götüren gizli birisi
Saklıyı gizliyi önce o duyar
En yüksek makama çiviyi koyar
Kimlerle eğlenir nereyi soyar
Biraz sazlı biraz sözlü birisi
Kimi memur peşinde gözü açlar
Kimine bağırır kimini suçlar
Kestane renginde kıvırcık saçlar
Açık kahverengi gözlü birisi
Elini bir değsin sular bulanır
Bir yerlerden koku alsın yalanır
İhalede böylesi zor elenir
Fiatı oldukça tuzlu birisi
Din cambazı sorsan hiç haram yemez
Koyu müslümandır yalan söylemez
Her olur olmaza çabuk he demez
Rica minnet bilmez nazlı birisi
Ahmet Canbaba
IŞIYAMADIM.
Güzellikler kaçtı ben kovaladım
Şöyle bir gönlümce yaşayamadım
Yoruldu altımda gezdiğim yollar
Zaman ağır geldi taşıyamadım
Bir hapis ur olmuş içimde sözün
Sitres dolu özün kin dolu yüzün
Gülüşüm dert oldu bağladı hüzün
İçim kanar diye kaşıyamadım.
Gönllümdeki isyanımı bastıran
Yargılayan beni bende astıran
Herkese yüzümü çirkin gösteren
İçimde şeytansın boşayamadım
Sevaba küs kalmış yanlış bağrımda
Çirkinlik birikmiş durur ağrımda
Kimi gün çaresiz elim böğrümde
Yaralı parmağa işiyemedim
Yanlıştı zamandan dersler aldığın
Bil yolun sonudur şimdi geldiğin
Temelden yanlıştı doğru bildiğin
Yanlışa doğrumu döşeyemedim.
Kendimi eğledim hep kendim güldüm
Kiminle dirildim kiminle öldüm
Ne ateşin yaktı ısınabildim
Seninle soğukta üşüyemedim
Anlatılmaz saklı içimde derdim
Geleceğe mutlu bakmak isterdim
Herkesin gözüne ışktım ferdim
Bir senin gözünde ışıyamadım..
Ahmet Canbaba
ŞİİRLERİNİZ
|