YUSUF ZİYA LEBLEBİCİ







Dönemeyeceksin!

Bir gün geçmişin peşine düşüp
kendini sorgulayacaksın.
Daha dün gibi kaybettiğin uzun yıllarını
saymaya başladığında,
inan çok şaşıracaksın.

İlk adımın,
gençlik çağın,
ilk sevdan
gözlerinde canlanınca
yılların hızına kızacaksın.
Kızacaksın,
pişmanlık duyduğun zamanlar
gelince aklına...

Eski fotoğrafları karıştırdıkça
ölenleri, yaşayanları ayıracaksın
sen de kendini bir yere koyacaksın.
Bazen, bir eziklik saracak seni
ezilmişliğin acısıyla ezişini anacaksın
işte o zaman kendinden kaçacaksın.

Terazinin kefesine doğrularınla
yalanlarını koyduğunda
ağır basan yalanlarına şaşacaksın.

Bir gün geçmişin peşine düşüp
kavgalara dalacaksın.
Yaşam kavgasının ideolojinle kardeşliğini
anti'lerin düşmanlığını tekrar yaşayacaksın.
Yüreğindeki dağlarda eşkiyalaştığını
damarlarında haramileştiğini andığında
bir mavzer kurşunu saplanacak göğsüne,
göğsündeki dünlerine! ..

Artık basmayacağım diyeceksin mayınlara
kaymayacağın diyeceksin raylarda.
Ama; yıllanmış bir çınar olmuşken
dönemeyeceksin toy bir fidana
dönemeyeceksin andığın o geçen yıllara...

© Yusuf Ziya Leblebici


Sahte demokratlar Masalarda ülkeyi kurtaranlar alanlarda koşanlara adam demiyor. Siyasette ekmek bulanlar yerini kimseye bırakmıyor. Peynir gemisiyle gidiyoruz bu ülkenin okyanusunda. Ekibini kurmuş göbekli kaptanlar korsanlık havasında. Ne gemiyi terkedebiliyor ne de dümeni kapabiliyoruz işçiler kaptanın boyunduruğunda bizse mücadele veriyoruz azınlıklarla. Garip bir gemi bu; kaptana baş kaldıranlar yarın giriyorlar kanatlarının altına Onurlarını hiçe sayıyorlar koltuk uğruna. Ali, İsa, Musa isimleri neyse bu politikada halbuki kafaları durmuş palavraları su gibi çağlar insanı insan görmeyen bu sahte demokratlar! ...
© Yusuf Ziya Leblebici


Kim dur diyecek Yer kapmak uğruna birilerine yağ yakmış Dinazorlar var koltuklarına çivi çakmış Zorlu merdivenleri bir bir çıktıktan sonra Utanmadan kendi tabanını bile satmış Haklarımızdan savanlar var iken bizleri Kendini polat sananlar germiş bu çitleri Kimi el tezgahında kendine bez dokurken Her geçen gün kopartır aradaki ipleri Hangi sevi için gen'leri kıpırdar durur Hangisi halk için ilkeli hakkı savunur Koltuklarına zincirlenmiş bu dinazorlar Yüzünüze gülüp de sırtınızdan vururlar. Bir o yana bir bu yana yuvarlanan toplar Elbet bir gün bizim ayağımıza da konar Tavadan kazana yakılan düşünsel yağlar Korkarım ki bir gün bizim pilava da sızar Düşmana sorsan bizim düşmanımız kim diye Sinsice gülüp bizi gösterecek eliyle Halkçı olup da görmeyen varken içimizde Düşmana düşman demek de bizim neyimize? Gittiler diyelim, yerine kimler gelecek Bu zihniyet varken bu böyle devam edecek Toplar zıplayıp da, yağlar hala yanıyorken Bu gidişe, bu haksızlığa kim dur diyecek! ..
© Yusuf Ziya Leblebici


Denedim mi Tepelerden düşüp yere Bir yerini kıracaksın Her yerinde yara bere Büklüm büklüm olacaksın Bir kez olsun beni dinle Demedim mi, demedim mi Sözlerime bir bak hele Beni dinle demedim mi Kartal kafese konurmu Çakallardan dost olur mu Kalbe zincir vurulur mu Beni dinle demedim mi Demedim mi, demedim mi Bunları ben demedim mi İyi düşün tart kendini Doğruyu hiç görmedin mi Peynirle suya girilmez Bu gemi denizde yüzmez Bu düzen seninle gitmez Beni dinle demedim mi
© Yusuf Ziya Leblebici


Para Bu dünyada yaşasan da Ekmek para, suyun para Dönsen de artık yufkaya Unun para, tuzun para Otobüste dolmuşlarda Hem verirsin üste para İnerken de yaka paça Dönersin bir paçavraya Tanrı'nın şu denizine Girmek para, yüzmek para Dalsan bile bir helaya Rahatlamak, etmek para Paran yoksa ilacın yok Olmayınca mezarın yok Cebin boşsa soranın yok Doğdun para, öldün para Yusuf Ziya'm yazma boşa Yazdıkların gitmez hoşa Harf yerine versen para Konulursun omuzlara
© Yusuf Ziya Leblebici


Haydi babam yaylan biraz Sallanarak geliyorsun Bu ne çalım bu nasıl naz Her şeyi sen biliyorsun Haydi babam yaylan biraz Semere bin boyna değil Hak yoluna biraz eğil Bilmiyorsan ordan çekil Haydi babam yaylan biraz Dalda kalan çürük kiraz Dibe düşer biraz biraz Tadı tuzu buruk kiraz Haydi babam yaylan biraz Göstermelik kıllarınla Ne var senin sakalında Kuş beyinli bu kafanla Haydi babam yaylan biraz Halk aptal da sen mi kurnaz Bağırırsın avaz avaz Kuyruğunu toplayıp bas Haydi babam yaylan biraz Yaylan biraz, yaylan biraz Anlarsan sivrisinek saz Çekil ordan çekil yobaz Haydi babam yaylan biraz
© Yusuf Ziya Leblebici


Hava Göçünce öbür tarafa Servetim kalsın dünyada İhtiyaç olmaz tapuya Giderim ben bir sırgaha Değmezmiş ki bu dünyada Ne binalar ne de para Götüremem ki mezara Eldekiler hepsi hava Bir kaç metre kumaşımla Bineceğim tahtalara Gireceğim bu toprağa Yaşananlar hepsi hava Aramayan dostlarımsa Cenazeme dolsalar da Mezara girdikten sonra Bana gelen çiçek hava
© Yusuf Ziya Leblebici


Bu dağlar Bu dağlarda düğün var haydi çalsın davullar Gelin tutuşun canlar çekilsin bu halaylar Haydi katılın dostlar dinsin gözlerden yaşlar Önümüzde umutlar ufuklarda barış var Torosların ucundan Zigana bulutuna Ağrı'nın doruğundan Trabzon yaylasına Girelim de kolkola geçelim Harran'dan Mendilleri havada sallayalım Urfa'dan Zurnalar eşliğinde haykırıyor akşamlar Davulun ahengine zıplıyor şu yıldızlar Kardeşce yaşamayı özleyen ah bu dağlar Elele tutşmayı isteyen ah bu dağlar
© Yusuf Ziya Leblebici


Tandırın kızı Elinde oklava açar yufkayı Gözleri sürmeli tandırın kızı Sıcaktan kavrulup açar yazmayı Yüzleri gamzeli tandırın kızı Kırmızı basmadan giymiş eteği Özenip pişirir yağlı bükmeyi Tezekten samandan besler ateşi Köyümün güzeli tandırın kızı Başında sevdanın yelleri eser Gönlünde aşkının gülleri biter Yolları beklerken hasretlik çeker Toprağın çiçeği tandırın kızı Kınalı avuçta döner oklava Peynirli hamurdan pişer bazlama Kızgın ateş vurur yanaklarına Hamurun bezesi tandırın kızı Hamur tablasına aşkını çizer Unlar arasında kendinden geçer Tandır havasında erişte biçer Gözleri sürmeli tandırın kızı
© Yusuf Ziya Leblebici


Vur gardaş vuruver Leblebiden peynire dizelim mezeyi Vur rakının gözüne vur gardaş vuruver Bu saatten sonrası içelim geceyi Bu gecenin keyfine vur gardaş vuruver Demlenirken burada gece daha güzel Yıldızların altında bugün bize özel Türkülerin tadında bizlere esen yel Sazımızın teline vur gardaş vuruver Dostum diyen diline kurban olayım Bu geceki derdine derman olayım Halini anlat bana ben misin sorayım İkimizin derdine vur gardaş vuruver Dünya sarhoş olmuş ya durmadan dönüyor Biz olursak kime ne bizi kimler takıyor Ağlarsa anam ağlar gerisi yan bakıyor Yanan şu ciğerime vur gardaş vuruver Sazımızın sesine şöyle bir dönüver Vur rakını gözüne vur gardaş vuruver Yusuf Ziya dağıtmış elinden tutuver Bu gecenin demine vur gardaş vuruver
© Yusuf Ziya Leblebici


Uyu bebeğim uyu Zalimlerin belalı mermileri sıkılır Haklı insanlar ölür ağıtları yakılır Aradığımız haklar biz doğarken çalınır Uyu bebeğim uyu, güzel günler yakındır Terimizi dökeriz emekçi katındayız Hakkımızı isteriz, hak arayan yoldayız Ezenleri sevmeyiz, ezilen saftayız Uyu bebeğim uyu, biz hak'kın yolundayız Acıların içinde yaşamaya alıştık Sazların eşliğinde türkülerde yaşadık Umudumuzu gökteki yağmura bağladık Uyu bebeğim uyu, rahmete şartlandık Yusuf Ziyam, çiçekte tohumlara benzedik Aydınlığın nuruyla beynimizi besledik Yarınlarımız için hep sizleri bekledik Uyu bebeğim uyu, umudu köreltmedik
© Yusuf Ziya Leblebici


Turnam turnam Ay buluta daldığında Yıldızlarım kaçtığında Gecelerim çekilmiyor Gündüzlerim kararınca Turnam turnam söyle bana Sevda bana hasret bana Madem ayrı düşecektik Niye girdik bu sevdaya Kime nasıl güveneyim Senden gayrı dost bileyim Ellerini bana ver de Kanatlarında gideyim Bulutlarda uçur beni Yare doğru götür beni Sevdaları doldurup da Aşk meyinden içir beni Ben ne ettim bilmiyorum Sevdiğimden geçmiyorum Turnam turnam söyle bana Neden böyle çekiyorum Yusuf Ziya'm hasta düştüm Bu hasretten dara düştüm Turnam turnam söyle bana Ateşten bir nara düştüm
© Yusuf Ziya Leblebici


N'olur... İnsan gibi insan olduktan sonra Kırkına merdiven dayasan n'olur Umudu önüne koyduktan sonra Yolunda tuzaklar bulursan n'olur Kula kulluk etmek günahtır günah Padişahtan büyük Allah var Allah Kendini bilirsen yolların mübah Zalimlere karşı koyarsan n'olur Yoksula bir omuz verdikten sonra Zevk ile sefalar dolar ruhuna Dostları dost gibi sevdikten sonra Karşına düşmanı doldursan n'olur Ekmeği bölüşmek bize keyf verir İnsanları sevmek bize denk gelir Haklının hakkını verdikten sonra Haksızın şeytanı olursan n'olur Yusuf Ziya der ki, yaşından korkma Yıllar geçer ama sen bak yarına Allah durur iken tapma kuluna Kullara kulluğu bozarsan n'olur
© Yusuf Ziya Leblebici


Geçmişin peşine düşüp... Bir gün geçmişin peşine düşüp kendini sorgulayacaksın. Daha dün gibi kaybettiğin uzun yıllarını saymaya başladığında, inan çok şaşıracaksın. İlk adımın, gençlik çağın, ilk sevdan gözlerinde canlanınca yılların hızına kızacaksın. Kızacaksın, pişmanlık duyduğun zamanlar gelince aklına... Eski fotoğrafları karıştırdıkça ölenleri, yaşayanları ayıracaksın sen de kendini bir yere koyacaksın. Bazen, bir eziklik saracak seni ezilmişliğin acısıyla ezişini anacaksın işte o zaman kendinden kaçacaksın. Terazinin kefesine doğrularınla yalanlarını koyduğunda ağır basan yalanlarına şaşacaksın. Bir gün geçmişin peşine düşüp kavgalara dalacaksın. Yaşam kavgasının ideolojinle kardeşliğini anti'lerin düşmanlığını tekrar yaşayacaksın. Yüreğindeki dağlarda eşkiyalaştığını damarlarında haramileştiğini andığında bir mavzer kurşunu saplanacak göğsüne, göğsündeki dünlerine! .. Artık basmayacağım diyeceksin mayınlara kaymayacağın diyeceksin raylarda. Ama; yıllanmış bir çınar olmuşken dönemeyeceksin toy bir fidana dönemeyeceksin andığın o geçen yıllara...
© Yusuf Ziya Leblebici


Vay halimize Mehmet Mehmet'e düşmüş Vay halimize vay vay Katil ilaha dönmüş Vay halimize vay vay Yetim hakkını yersin Öldürüp görev dersin Allah belanı versin Vay halimize vay vay Benim para hovardada Ya Markta ya Dolarda Dolanır hortumlarda Vay halimize vay vay Benim param silahı Benim param maaşı Kim vurdu vatandaşı Vay halimize vay vay Yusuf Ziya'm konuşma Onlara karşı çıkma Kurşun gelir kafana Vay halimize vay vay
© Yusuf Ziya Leblebici


ŞİİRLERİNİZ