ÖZKAN KARACA




1977 Malatya doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi İstanbul' da
tamamladım. Ulusal bir kanal' da aktüel kameramanlığı yaptım. Çeşitli
televizyon yapımların da
Yönetmen yardımcılığın' da bulundum. Şiir ve makalelerim İstanbul
merkezli çeşitli dergi ve gazeteler de yayınlanmaktadır. ANATOLIA
film şirketinde metin yazarlığı ve senarist olarak bulundum.
Üsküdar'da cd- vcd ve kitap satış ve pazarlaması ile ticaretle
iştiğal etmekteyim...
Şiir: duyguların tercümanı, düşüncelerin güzelliğe atılan varoluş
damlasıdır. Ruhun ızdıraplarını serdiği, gönüllerin çoşkusunu
seslendirdiği duygu deryası.
Varlığın menzillerinde buluşma noktası kalem ve kelam sanatı:
'şiir'..
Sanatla; medeniyetler inkişaf ederek gelişir ve zenginleşir. Aynı
şekilde bireylerde duygu ve düşünce yoğunluğunun eseri yazılarla
derinleşir ve gelişir.
Aklı geniş, ruhu derin, gönlü serin ve düşünceleri zarif olarak:
sosyal sancılara merhem, insanlık yarasına pansuman olunur.




Aynalar

Her sabah yüzümü okuyan aynalar
Bu sabah şaşırdı, kömür saçlar beyazlara karıştı
Alnımı dokuyan kırışıklar
Hayatımın esaretinde enseme vuran kırbaçlar
Adımlarımla sürüldüğüm taşlı meşaleler
Dertleşir benimle, birde ruhuma sarılan hakikatler

Sen beni tanırsın, yoksa bunlar düşmü
Yalanlar küstü, hakikatlerin külü ellerime düştü

Daha dün çocuktuk, oynardık topaç
Mutluluğun remzine uzanan kaçak
Saklanırdık halimizden, yarınları umursamadan
Zaman nasılda eridi habersiz
Yarınlar gerçek oldu,
Geleceğin toprağı önüme doldu

Senelik imzadan sonra, hayata serilen kilim
Saatlerin kuyusunda damlayan dilim
Bilinmez yarınların yokuşunda halim
Kaçınılmaz vuslata uzanacağımız mı sağ salim

Anılar yüreğimde ısıttığım yakacaktır
Aynalar yüzümde ısırdığım yaralardır
Hayatın yokuşuna çöken ruhum geçmişe küstü
Kırılan aynaların çığlığı beynimin arazisine düştü
Geçmişin safyasında ikram olan alnım
Nasılda habersiz çizgilere karışmış
Hatıralar aklın odasında tozlara yapışmış
Duygularım aşkın adresinde buzlanarak yatışmış

Yarınlar avuçlara kurulmayacak
Saatlerin akrebi kusmayacak
Yalnızca kuyuların karanlığına kapanacak
Aynaların şahitliğinde yüz ve güzler

Aynalar söylermisin ben kimim
Bir hakikatın kitabına konu olmuş izzetmi
Yoksa oyalanan düşlerin ızdırab ibretimi
Anladım ki aynaların içinde haykırılan sır var

Özkan Karaca


Duydum ki... Duydum ki, Güneşin keder terini damlattığı Mevsimin nemli dudağında Evleniyormuşsun... Ah! .. Acı pıhtılı kan döküldü mü gözlerine Çünkü, o anda üzerimde ki yağmurlar kan atarak Karanlığın şemsiyesi benliğimi kapatmıştı Anlamını ve anılarını alarak Kuyuların bakışına bırakmıştım Sensizlik sessizliği yüreğimi yakan kor Ruhuma saran düşlerin donukluğunda kar Seni nasılda sevmiştim Rüyaların boyasını ufuklara çekmiştim Yüreğimin sevda dallarını sana itmiştim Şimdi ise yağmurlu cinayetinle yoksun Hayatımın çiziminden çekip gittin Ruhuma taş yığılarak Istırabın kırbacında bitmiştim Zamanımın penceresine sen dokunurdun Kalemimin duygu tahtasında sen okunurdun Bir vakitler seni, Nasılda altın ufuklarda ısıtmıştım Beynimi emen sevda süngeriyle fısıldamıştım Düşlerimin üşüyen arazisinde seni işaretlemiştim Sözlerimin dişleriyle, avuçlarımın kelebeğiyle Senin gözlerini kafa odamda ısırmıştım Hayatıma bir karabasan gibi çöktün Yüreğimin kalabalığına yağmurunu döktün
Özkan Karaca


Hicran Acısı hicranım mahşerin uğultusunda boğulacak gibi gözlerim bulutların sıkıntısını sözlerim sukutların yıkıntısını tutacak gibi hicranın adasından sürülerek, zindanların akrebine sığındım. yürek acısının uzaklığı kollaması hicrandır duvarlarına kürekle karanlık atılan içimde ki kara zindandır mechullere gidecek bir yol arıyorum dağların belini, denizlerin yelini ellerime sarıyorum bu yol nice hicranların adımını ve dilini tuttu kimbilir hangi yürek ağrısının iniltisini duydu yolların başı canavar gibi boğazına gireni içinde parçaladı hicrandan yürüdüm, ıssız izlerimle sürüldüm sürgün veren yüreğimle yoruldum içimde ki zindanla kurudum hicrandan zindana ellerimi vurdum kara bulutlara özlemi sordum hicran acısı kanlı yakarış oldu
Özkan Karaca


Karacaahmet'te ki Vesikalık Gözlerime topraktan sürme çekildi Dudaklarıma taşların telaşında mim gerildi Selvilerin gölgesinde, tarihin göbeğinde Yüreğimin tenine hüzün yeli serildi Karacahmet'in takibinde ruh torbaları Ensemin damarına devrildi Mermer köşeli yüzü Ceset döşeli yükü Toprak köseli teli Anılarla yüzleşmiş seli Akar hazin kuyuların duruluğuna Saatler, elimde hovardaca kaçan Çöllerin kuruluğuna ayak vuran deli Bir vesikalık buldum Karacaahmet'in ölüm evrakında dürülen filesinde Anların mengenesinde sıkışmış Hayatın yaşlılığında gerilerde sıkılmış Alınların penceresine karanlık boya yıkılmış 1960 yılında kalan er kişi vesikası toprağın tabağına gömülen yakamoz bedenini çürüttü... Dudaklarında hafif tebessüm, Ufukların avucuna uzanan tezekkür bakışlarında, yürek seferi vardı, kafanın kürek eseri sardı... Kıvırcık saçları maviyi ve maziyi kaç kere yaladı Yorgun gözleri kimbilir hangi kaldırımları kamcıladı Bilinmez, dostlarının şahitliğinde hatıralarla yaslandı Bu yüze ölümü sordum Kendisinden kaçınılmaz vuslatın ağırlığını duydum Ruhumun savrulan sağırlığında toprak yüküne eğildim Kara toprağın kelepçesinde teslim... Bir vesikalık fotoğraf Bin anın ininde aklıma yatalak Elimde ki benim vesikalığım olsa Geleğin izinde donan yüzle Mezarlığa ayna...
Özkan Karaca


Şehir ve İnsan Geçmişin kaba yükü gözü yordu Yaşamın kırışık yüzü anılarla doldu Şehrin gri bakışlarından ellerimi yakarak Kalb sandığımda satırların tozlu resmini yakaladım Tarihin kuyu boşluğunda sesini araladım Şehirlerin tarihinde, kaldırımların takibinde Kimbilir hangi bedenin hamallığını üzerinde taşıdı Taşlarının dilinde hangi anıların mührü basıldı Şehir ve insan ayrılmaz an kitaplar Hayatın beraberliğinde yüreklere yazılır Kafa sayfasında hatıralarla kazılır Osmanlı yadiğarı mabetler Secdelerin ulvi mehtabı yerler Hatıraların kara perdesi İşte şu her gördüğünüz tarih sahnesi Bizlere duvarlarından hüzün fısıltısı okur İnsanlığın talihinde sokaklar yürek dokur
Özkan Karaca


Sevda Güvercinim bir güvercin pervazlığında gözlerine konmuştum gözlerinin yuvasından güvercinimi beslemiştin kalemimden fırlayan çekirgeler tebessümüne dalmıştı mürekkeple sürme çekilmiş bakışların tanla batışıyla senin pencerenden umut ve uzaklık diye ötüyordum izinde durmuştum, vakitlerime mühür vurmuştum gözlerin, bulutlara değince kanadım çarpardı sükütlara eğilince yüreğim çırpınırdı yuvandan zehir azık sunduğun bir gün güvercinim kan kusarak kaçtı hayatın ruhundan hızla koparak çekingen beyaz bulutlara derdimi açtı sevda güvercinime yıldırımlar çarparak yağmurun ipinde intizarı boynuna geçirdi
Özkan Karaca


Yoksul Kalan Sevdam Beni yüreğinin buluştuğu yere çağır Biliyormusun, sensizlik gözlerimin yağmurunda ağır Zamanın ritmi kuruyarak senin izinde sağır Rüyalarımın penceresinde gürleyerek bağır Hani sözlerin sözlerime yaslanınca Ufukların portresi fırçamızda saklanınca Hani gözlerin gözlerimde yaşlanınca Yüreğimize döşenen sevda taşları Günlerin altın suyuna atılırdı Düşlerin tebessümü ellerimize katılırdı Şimdi ise yoksun Yoksul kalan sevdam Senin karanlık izlerine eğilerek Gözlerin ve sözlerin kalemime saplandı Neredesin Saatlerimin akrebinde kan kusturan Yüreğimin odasında, Anıların sandık başında benliğimi susturan Derdimin çile silahında Sitemlerin kurşunlarını yıldızlara vurduran...
Özkan Karaca


Yüreğimin İstasyonu Cesetler geçiyor yüreğimin istasyonundan Irak' tan, Filistin' den, Afganistan' dan Ve nice karanlık örtüde kapanan diyarlardan Kuyularının acı tadı ayırıyor yarlardan Kanlı kemedle, terli kefenle boğulan Şafakların remzi karabulutlara sorulan Ruhunu sarsan acılarla yorulan Tarih mirası olan arazileri çalınmış Fasih özgürlüğü kubbelerinden yıkılmış Hayatın elleri hüzünle nasırlanmış Her geçen vagonlarda yüreğim titriyerek Feryat eden gözlerin yağmurunu izliyerek Uzaklığın kanlı deresine fırlattığım Taşların derdini kalemime sordum Göllerin duruluğundan alarak Bir avuç su verdim Çöllerin kuruluğundan alarak Bir damla gözyaşı serdim Kuyunun kanlı rengini Alınlara düşen acı tenini Yüreğimin istasyonuna kapattım Kan pıntısı dudaklarımda tek leke Acı tanımı duygularımda kaba leke Kafa kafesimde gördüğüm Mazlum insanların boyunlarına Kurşundan zincir çekilmiş Mahkum günleri ile ayaklarına Esaret parangaları vurulmuş Toprak kan kokuyor Bağrına aldığı cesetlerden Taşlar yas tutuyor Yarına saldığı avuçlardan Mazlum insanlık gidenlerin ardında Ruhunun izini sorguluyor Günlerin sislerinde kapanmayacak Zihin odasından çıkmayacak Kalp adasından adımları batmayacak Bir değil, bin insan yüzü... Tankların ayininde kusulan bombalar Namluların tayininde tükürülen kurşunlar Adres sormayan, parmakları yormayan Hain likler... Duaları olmuş: Kin ve cinayet
Özkan Karaca


Seni Özledim Seni özledim Bulutlar gözlerime dolarak Senden gök çağlar Saatlerimin akrebi kan kusurak Yüreğim can yuvasından ağlar Seni özledim Anıların karabasanları gecelerimi yoklar Senden bana kalan ise acı oklar Oklar alnıma saplanır Izdırabın ağrısında gözlerimi ağlatır Oklar aklıma saplanır Hüznün ağırlığında gönlümü parçalatır Seni özledim Kaldırımlarla ayaklarım terliyerek fısıldarım Ellerim yıldızlara dokunarak dertleşirim Avuçlarımla kayıp yüzünü alarak Sahilin mavi dalgalarına bırakırım Karanlığın boyasında ruhum kararır Anı bataklığında duygularım boğulur Canım sendin, hayatımın tanımı sendin Beni hicranın intizarında iplere bırakarak Sevdamın sayfasını hoyratça yırtarak Gittin ve beni düşlerin duvarına çöktürdün Duygularım harap kalarak rüyalarımı söktürdün
Özkan Karaca


ŞİİRLERİNİZ