KADİR KARAMAN



Kadir Karaman'ın Özel web Sitesi: www.kadirkaraman.com


DARMADAĞIN!

Başucunda kül yüzümün
Gözleri var, darmadağın!..
Yıkılan umutlar dünün
Közleri var darmadağın!..

Tırmanılmaz yokuşların...
Mağduru can, çöküşlerin...
Kan renginde bakışların...
Gözleri var, darmadağın!..

Dalmış girift hengâmeye...
Belli ki hasret sevmeye...
Yalvarıyor sev, sev diye!..
Sözleri var darmadağın!..

Acıdan sunmuş sâkisi...
Hüzünden yansır akis’i
Her mevsimin tiryakisi
Güzleri var darmadağın!..

Nesi varsa hep tüketmiş...
Ermek için ömrü bitmiş...
Meçhul menzillere gitmiş...
İzleri var, darmadağın!..

Eritir hisli sözleri...

Hüzün soldurur gözleri...
Üzmem demiş ya sizleri...
Bizleri var, darmadağın!...

Nesi varsa talan olmuş...
Adı, sanı yalan olmuş...
Her tarafa ilan olmuş...
Gizleri var, darmadağın!

23.10.02

©  Kadir Karaman

ÇİŞELEYEN YAĞMUR


Çiseleyen yağmur gibi gözlerin…
Üşümem gerekir, yangınlardayım!?
Bir çölde gül açtı, var mı haberin?
Gönlümü felç eden bir diyardayım.

Gökkuşağı gibi içim, rengârenk
Her bakışın verir, ruhuma âhenk
Hiçken, oldun bütün hayatıma denk
Hiç yalnız bırakma, sensiz dardayım.

22 – 07 – 2001 Kayseri

©  Kadir Karaman



KURAKLIK!




Ne görendir ne de duyan
Can kendi derdine yayan
Ne kaldı ki kurumayan
İlk önce özler kurudu.

Akıl mahkum, fikir sarhoş…
Gâye olmuş, olmamış, hoş…
Bakışların menzili boş…
Görmüyor, gözler kurudu.

Heyecansız..ürkek canlar…
Isınmaz, ne yansa kanlar..
Ne anlatır, ne de anlar
Mânâsız, sözler kurudu.

İnsanlık isyankâr uydu…
Ruhunu edepten soydu…
Hayâyı bir yana koydu…
Utanmaz, yüzler kurudu.

Ezsen taşlarla başını…
Akıtmaz damla yaşını…
Kaybetmiş, öz savaşını
Baharlar, güzler kurudu.

Hem vücut kir, hem de isim…
Değişmez hiç, aynı resim…
İklim, iklim; mevsim, mevsim…
Kışlarla yazlar kurudu.

Dağ, taş, ova her tarafta…
Özler kıraç, her şey lafta…
Sakınca yok itirafta…
Erimez, buzlar kurudu.

Yapan pişkin, gören pişkin…
Alan pişkin, veren pişkin…
Ezilen, dem süren pişkin…
Demek ki tuzlar kurudu.

12 – 11 – 2001 Kayseri

©  Kadir Karaman



BU BİR BURUK AŞK ÖYKÜSÜ!





Gözlerimin kadehinden
İç güzelim, iç bir zaman!
Yüreğimin hedefinden
Uç güzelim, uç bir zaman!

Sevinç ışıltı yüzünde
Sevgi parıltı gözünde
Hafiye gönlüm izinde
Kaç güzelim, kaç bir zaman!

Bu bir buruk aşk öyküsü
Ayrılık, özlem törpüsü
Korkma hiç, gönül köprüsü
Geç güzelim, geç bir zaman!

Benzersin bitmez serâba
Umutsun vîran, harâba
Katmadan kâlbim hesâba
Göç güzelim, göç bir zaman!

Nereye dek aşktan kaçman?
Hoş mu konup konup uçman?
Mümkünse sevgisiz açman
Aç güzelim, aç bir zaman!

Avcıyı avı vurur mu?
Vurdun, can sensiz durur mu?
Unutmak mümkün olur mu?
Hiç güzelim, hiçbir zaman!

29/04/02

©  Kadir Karaman



BİR SÜRGÜN YÜRÜYÜŞÜ





Sürgün yürüyüşün akşam üstüydü…
Dinlendirecek bir yer arıyordum!?
Gözlerimde aşkım gitmez tütsüydü...
Vuslat için öyle yalvarıyordum.

Tutunacak dalım aşkımdı… çökmüş…
Yalnızlık arkadaş…kahır sığınak…
Acılar canıma zehrini dökmüş…
Ayrılık ruhumda kalkmaz yığınak…

Yokluğun mihrabi varlık derdimdi
Varlığım bir âsi gibi canımda…
Gözyaşım hicrana adak sevgimdi
Hiç kimse yokken olan yanımda…

Bir giriftin dehliz girdabı sandım
Görünce o usanılmaz gözleri…
Düşünmedim, tükenene dek yandım..
Sinemde…silinmez yangın izleri…

Buğulandı özüm, fırtına kâlbim…
Yaklaşırken kaçan umut dur artık!
Bindi elemimin sırtına kâlbim…
Öldür, ya da dirilt! özlem zor artık!

Salıncak zamanda ruhum, bedenim
Bilinmez denizler fırtınasıyım…
Dövülmekten bıktı paslı mâdenim…
Aklanmaz ânların düş sevdâsıyım…

07/08/02 

©  Kadir Karaman




KARDELENLER DELİSİ!





Çıka çıka usandım içimdeki dağlara...
Harcadım tüm gücümü, menzile eremedim!
Kaptırdım benliğimi hülyamdaki çığlara...
Kardelenleri rüzgar derdi ben deremedim!
Atıldım değersiz bir pul misali sığlara.

Ne sebepse, yaz günü tutuldum tipilere?
Karıncalandı ruhum, yüreğimse paslandı...
Ne kadar çok istedim, çıkamadım göklere!
Gökkuşağım boş yere duygulara yaslandı...
Ağladım teselliye duygusuz şimşeklere.

05-07-1999/KAYSERI





İLANI-AŞK



Ateş basıyorsa yüreğimi
seni anınca...
ve görmüyorsam...
düşünmüyorsam senden başka...
yalnız hayâlin bürüyorsa gözlerimi…
sensen en ve tek değerli…
kimseye değer vermiyorsam...
bir çılgına dönüyorsam sensiz kalınca...

Bir telini bile...
değişmek istemiyorsam başkasına...
içimde ateş topu gibi duruyorsan...
sana yan bakan bir gözün
yapışıyorsam yakasına...
kalbimle birlikte çarpıyor,
nabzımla bir vuruyorsan...
yokluğunun...dayanamıyorsam şakasına...
söyler misin nedir bu?
Ben bulamadım bir cevap...
sende de bir cevap yok mu?

Sözüm ve sözlüğüm sensen...
her cümlem seni târif ediyorsa...
Sen aklıma düşünce...
- aklımda olmadığın bir ân zâten yok!
aklım başımdan gidiyorsa....
sensen kördüğüme dönen özüm...
ve sensen problemim,
problemime tek çözüm...
gözüm sensen...ağlayan
ve sensen gülen yüzüm.

Bütün cesâretimle söylüyorum...
Sır olmaktan çıksın artık bu...
İlk ve son sözüm!
değilsin ve olamazsın aslâ tabu!
böyle olmasaydı keşke!...
daha nasıl anlatayım!?
anla artık iki gözüm!
ve anlat bana!
düştüğümün delili mi bu, aşka?

09/09/02




KANIMIZ KAN TER İÇİNDE



Kan ter içinde kanımız
kürek sallarken hayâl denizlerinde
ideallerine canımız
fırtına, kasırga doluyken
güvensiz ve korumasızken her yanımız.

Çeliskiler başında kalbimiz
kâh bir rüzgar olur eser
bir dağ başında
fark etmez yazında, kışında…
-çok kez değilken aklı başında
her tarafı bağlamış nasır
kâh bir eşkiya gibi,
temiz, tertemiz karların yolunu keser
itaatsiz isyanımız!

kendi sırrından habersiz
sırların yolunu keser
o zaman!? İşte o zaman
talan ve çapul olur kovanımız!?

Bizleri bekleyen çiçekler
hem kaderine hem bizlere küser;
biz merâk etmez biz umursamazken;
bizi niye, niçin merak etsin
beklesin Kevser!?
Ne kadar uğraşsak boş
yüz vermez, güvenmez artik bize
kendisini hep aldattığımız

ve aldatmaya devam ede geldiğimiz cananımız!?

Belki o zaman
Boş yere kendini telef etmiş
kan ter içinde çırpınmış
ve kalmış olur canımız!?

01/06/02


ÖYLESİNE GİTKİ GİTMEMİŞ GİBİ



Gelişin gibi sessiz olsun gidişin…
haydi git:
ardın sıra baktığıma,
her biri canımdan bin parça söken
kırmızımsı güller bıraktığıma aldırmadan…
acımadan perişan hâlime
ve kulak asmadan
gitmesin diye
sessizce yalvaran kalbime…

Haydi git!..
Öylesine git ki gitmemiş gibi
sıcaklığın tâzeliğini korusun hep
kıyıda, köşede
kaldığımda ısıtacak beni
Hep taze buğusu yüreğimde sevginin
hiçbir şey bitmemiş gibi
Hep içimde kalsın izleri
Gözlerinin buğulu eylülsü rengi...

Haydi git!..
Her kapı çalınışında sevineyim
sen çalmışçasına,
mutlulukla dolayım,
seni karşılamışcasına…
hasretinle dolarak
hiç ayrılmamışçasına…

Haydi git!..
gözlerin arkada kalmadan,
vedâ etmeden ağlayarak ve ağlatmadan..
dayanacağım her ne olursa olsun sensizliğe
gökler, yerler olsun şahit!..
sabrım bitmeden haydi...
aklım gitmeden haydi…
yoksa sen olacaksın ölümümün sebebi
dayanabilirsen
öylece gitmeye haydi...
öylesine git ki hiç gitmemiş gibi..
Verdiysen kesinkes gitmeye karar
öyle bir iz bırak ki…bitmemiş gibi

06.01.03


AŞK VE AŞIK

Aşk hâzinede som, sırdan cevherdi
Gözlerden sessizce gönüle girdi
Özlem güllerini sevgiyle derdi
Âşıklar bağında kemâle erdi.

Sormayın bilemez, çekmemiş derdi
Darası cürmünden ağırmış derdin.

Korkmalı cesurlar her zaman Haktan
Emri tutan kurtulurmuş helaktan
Temel muhabbetten, çatı topraktan
Yaratmış Yaradan her şeyi yoktan.

Nâmerdin hedefi etse de merdi
Mekânı yüksekmiş nâmertten merdin.

Sızlayan yaralı bağırmış bağır!
Korkuya cesurlar sağırmış sağır!
Sevdânın sıkleti ağırmış ağır!
Dayanamazmış hiç ariyet bağır.

Kim ki ayrılığın gönüllü ferdi
Mevkisi kâlplerdir, bilin o ferdin.

Çâre sığınakmış çâresiz dile
Çilekeşe ballı kaymakmış çile
Varmış aşılmaz her dağa vesile
Yolcular olursa yollara köle.

Kim ki yâri için canını verdi
Yar diyebilir mi niye can verdin?

Ayrılık dağlarda erimeyen kar
Hiç batmayan güneş yüreklerde yâr
Aldanmayın, elde değil ihtiyar
Aşk ile tutuşan her dem bahtiyar

Aşk olursa âşıkların her virdi
Reddeder mi aşkı sahibi virdin?

Sormayın bilemez, çekmemiş derdi
Darası cürmünden ağırmış derdin.

Nâmerdin hedefi eylemiş merdi
Mekânı yüksekmiş nâmertten merdin.

Kim ki ayrılığın gönüllü ferdi
Mevkisi kâlplerdir, bilin o ferdin.

Kim ki yâri için canını verdi
Yar diyebilir mi niye can verdin?

Aşk olursa âşıkların her virdi
Reddeder mi aşkı sahibi virdin?

26/01/02


SU-İ KAST



Sessiz sessiz canıma girdin
Bir şey demedim…
Habersizken varlığından

Her gün, her ânıma girdin
Bir şey demedim…
Sevincime, heyecanıma girdin!

Neyim kaldıysa serdim yollarına
Köle, esir gibi düştüm kollarına
Teklifsiz, yasaklı limanıma girdin
Bir şey demedim.


Sanki yeniden

yaşamaya başladım
unuttuğum bir öyküyü…
Sözlerin iksir gibi,
gözlerin büyü…
yaptın, nasıl yaptın bilmiyorum
kanıma girdin!
Gitmez oldu artık hiçbir işim rast!
Teşhis ettim, tanıdım!..
Sen…evet sen!
Su-i kastsın, su-i kast.

02 – 03– 1997



SAVAŞ, ÇOCUK ve ANNE

SAKLAMBAÇ!

Anne! Anne! Anneciğim neredesin?
sana
sesleniyor,
seni arıyorum epeydir.
Niye çıkmıyor sesin?
Neredeysen ses
versene!?
İşin yoksa, birazcık yanıma gelsene.!
Mâdem saklambaç oynamak
niyetin,
Ki durum onu gösteriyor.
Peki o zaman,
Saklandığım yeri
bilsene Anne!


SÖBE!

Sen gelmeyince bak
Ben geldim, buldum
seni
Aman Allahım! Bu hâlin de ne?
Anne! Anne! Anne!
Niçin, upuzun
hareketsiz
Yatıyorsun yerde öylece?
Niçin öyle çakılmış gibi
gözlerin
Ve niçin öyle boş boş bakıyor bana
bakar gibi yabana?

Şimdi
oyunun, şakanın sırası değil
Tut elimden, haydi kalksana!


ACI GERÇEK!

Şu kapımızın önünde duran
Tanklar de neyin nesi,
anne?!
Söylesene anne!
Bu babamın bana
Getirmeye söz verdiği
Oyuncak
tanklar mı?
Tanklardaki askerler
Oyuncak askerler mi yoksa?
Anne!
Anne!
Ne olur söyle! Anne!

Enkazlarda, çıldırmış deliler gibi
Kötü
kötü bakan adamlar da kim?!
Hiç tanımadığım
Sağı, solu tekmeleyerek
Ve
küfrederek kutsal değerlere
Bir şeyler arayan bu adamlar,
Tanıdım anne,
tanıdım!
Ülkemize ve üstümüze kâbus gibi çöken
Bu bitmez ve anlamsız
savaşı
Başlatan o askerler bu askerler anne!
Anne! Anneciğim!
Babamı,
ağabeylerimi
Alıp alıp giden
Ve geri getirmeyen askerler;
Bunlarında
kan bürümüş
Kin çökmüş gözlerine.!


ŞAŞKINLIK!

Anne! Anne!
Anne!
Ben nerdeyim, sen nerdesin
Gökyüzü nerde?
Burası nere?
Güneş,
ay, yıldızlar
Değil niye yerlerinde!?

Hani, hatırlar mısın
anne?
Bize hikayeler anlatırdın;
uyuturken dizlerinde
Niniler
söyleyerek
En tatlı sesinle.
Birden canım istedi
Hadi yine söylesene!



MERAK!

Anne! Anne! Anne!
Ben nerdeyim, sen
nerdesin
Gökyüzü nerde?
Burası nere?
Güneş, ay, yıldızlar
Değil niye
yerlerinde!?

Hani, hatırlar mısın anne?
Bize hikayeler anlatırdın;

uyuturken dizlerinde
Niniler söyleyerek
En tatlı sesinle.
Birden
canım istedi
Hadi yine söylesene!


SON VE SONUÇ!

Bu, senin
bahsettiğin melekler mi?
Gideceğimiz yerde
Bütün şehitlerle berâber şehit
babam,
Ağabeylerim bizi beklerler mi?
Kelebekler gibi uçan ben
miyim?
Yoksa, anne onlar senin söz ettiğin
Cennetten gelen melekler
mi?

Oyunumuz yine yarım kaldı seninle
Her zaman ki gibi,
anne!
Belki istemeden.
Derdin; günü gelince
ben de gidebilirim
belki
babanın peşinden.
Demek ki o gün, bu gün
Ama anne,
ama!?
Düğün günü gibi değil
Mahşer günü gibi bir gün.

Doyası
koklayamadan
Doyamadan daha sana
Sevgiye, sevince;
Beni boynu bükük,
öyle
Öksüz ve yetim bırakıp gitmek
Haksızlık değil mi?
Bitmeyen, şu
ürkütücü sessizliğin içinde.
Ben sensiz ne yapar ne ederim anne!
Haksız
mıyım söyle!?
Doğru mu yaptığın sence?

Bil ki; er ya da geç,
Yine
buluşacağız seninle
Cennet dediğin o yerde;
Babam, ağabeylerim
Ve
bütün şehitlerle.
Ne olur kucağını aç bekle!
Anne! Anne! Anne! Anne!

30/04/02



HAYDİ UYAN ÇOCUĞUM!
“Hiç ve kirli çıkarlar uğruna savaş isteyenleri kınamak için”

Savaş tamtamları yeniden çalmaya başladı
-Sebep…?
Bir çocuk bir kuşu taşladı..!?
ya da…bir garip,
başkaldırmayı düşledi..!?
belki bir kelebek ipek işledi..!?
Diyeceksin ki; saçma!
Kapat, üstünü fazla açma!
Bozulmuş bir kez dürüstlüğün dokusu
Açarsan, her tarafı sarar, pislik kokusu!
Haydi uyan çocuğum!
vicdanları insafsızlık haşladı!
- Bu öyle bir savaş ki; öğütür en başta
yok eder çocuğu!
akıllar durdu,
izanlar yavaşladı…
sen de gel haydi!
başlamadan bitmesin barış yolculuğu!
Kabuslar uyandırmadan kalk!
Geçti düşler, hayaller zamanı…
Güzel uykuların kana bulanmadan kalk!
-Belki görünce sen gökte yıldız sanacaksın!
Üzerine bombalar yağmadan kalk!
Aç, çıplak kalıp donacaksın!
Güneş, üzerine acılarla doğmadan kalk!
İnsanlık rotasını şaşırmış!
ihtiras ve gözü dönmüş çılgınlık
mâsum boğazını boğmadan kalk!
Sen, farkına var olan bitenin hiç değilse
farkında olmasa da birçok ahmak!
Haydi uyan çocuğum! Haydi!
Nice yiğit unuttu akdini…
Nice mert verdiği sözden caydı!
Kalleşlik ve kahpelik en geçerli rütbe..!?
Korkaklık ve pısırıklık herkese sığınak!
Yalnız bizim değil, âlemin ayağı kaydı.
Yalnız bizi değil,
çıldırmış, kana susamış canavarlar
hakkı, hukuku yok saydı!
Haydi uyan çocuğum!
Olmadan duygular daha hain, daha kıraç!
Belki kucaklayacak birileri vardır…
sevgiye sevgiyle kucağını aç!
Yoksa seni de boğacak
kancıkların istediği
bu kancıkça ve kahpece savaş.
Belki ilk önce senin sırtına şaklayacak
nâmert ve adâletsiz kırbaç!
Haydi uyan çocuğum! Haydi !
Sen hatırla,
sen canlandır
herkesin unuttuğu akdi!
Şimdi uyanmanın ve davranmanın tam vakti!
15.02.03



HER YERDE AŞK 

Ben aşkı kelebeklerle
cilveleşirken gördüm çiçeklerle,
gezerken
kendinden geçmiş halde,
bahçelerde…
Ben aşkı …
kırmızlar içinde bâzen…
bâzen beyazlarla dolaşırken gördüm
arılarla peteklerde…
ve bulutlarla kucak kucağa…
dertleşirken rüzgarlarla, yükseklerde…
Ben aşkı mevsimlerle
gezinirken gördüm
büyüleyici desenlerle..
bâzen üşümüş gibi büzülmüş…
bâzen sere serpe
her yerde…
Ben aşkı
oynaşırken gördüm yıldızlarla
gökkuşağında renklerle…
ondördünde ayken göklerde…
Ben aşkı sevinçlerle
coşarken gördüm yüreklerde…
ve el ele dolaşırken caddelerde…
Ben aşkı…
bakışları buğulanmış gözlerde
tepeden tırnağa ıslanmış gördüm…
anadan üryan sevişirken
yakamozlarla kendinden geçmiş halde…
Ferhat’ın dağları deldiği…aşktan!
Aşk ki, teskin eder ne çılgınları!..
Vahşinin insafa geldiği…aşktan!
Aşk ki, barıştırır ne dargınları!..
Cahilin meçhulü bildiği…aşktan!
Aşk ki ehilleştirir ne saldırganları!..
Hâkimin isyanı sildiği…aşktan!
Aş ki canlandırır ne yorgunları!..
Ey aşk!
Sen ne büyük, ne azizsin!..
Eğil de başın
eğilmez başlara değsin!
07.01.1995 Kayseri



YÜREĞİMDE YALÇIN DAĞLAR 

Yüreğimde yalçın dağlar…
Umudu kül olanım ben!..
Gözlerimde kalbim ağlar…
Bahar gonca solanım ben!..

Gerçek nerde, ben nerdeyim?
Kendime kendim perdeyim
Her nefes bir siperdeyim
Cephelerde talânım ben!..

Âlem benim için varsa..!?
neden canım, tenim parsa?
Biri, derdim nedir, sorsa?
Her kapıyı çalanım ben!..

Bir gölgeden ibâretim
Canımda sılam, gurbetim
Hem misalim, hem ibretim
Hem gerçek hem yalanım ben!..

Bir bilen yok kıymetimi
Kim? işgâlde devletimi
Ele verip servetimi
Mağdur, muhtaç kalanım ben!..

Dumanıyım bir sarp dağın
Derler, yok mu sığınağın?
Yeryüzünde darmadağın
Gökyüzünde îlanım ben!..

Ne yaşattım, ne yaşadım
Sevinç, sevgiye susadım
Dert, çile, gama hasadım
İşgal olmuş alanım ben!..

30.11.02


ŞİİRLERİNİZ