HÜSNÜ ÖZDİLEK







Biyografi


1966 yılında Ankara Mamak’ta doğdu.Aslen Yozgat’lıdır. İkokulu Mamak’ta okudu ve
1978 yılında Almanya’nın Düsseldorf şehrine geldi.Buradaki eğitimini tamamladıktan
sonra,iş hayatına atıldı. Halen bir kamu kuruluşunda çalışmakta,
evli ve dört çocuk babasıdır.


Hece ölçüsüyle temiz ve sade bir Türkçe kullanarak şiirler yazmaktadır.
Şiir ve hikayeleri Türkiye ve Almanya’da çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı.
Şimdi de sanal alemin değişik şiir ve edebiyat sitelerinde yayınlanmaktadır.
1992 yılında ilk şiir kitabı ‘Türkiye’den Uzaklarda’ okuyucularla buluştu.
Birçok ortak şiir kitaplarında ve antolojilerde yer aldı.
Almanca şiirler de kaleme almaktadır seyrek de olsa ama, ağırlıklı olarak
Türkçe ve hece ölçüsüyle duygularını kağıda dökmektedir. Bazı şiirleri
bestelenmiş ve bir kaç da ödül almıştır

Hece ölçüsüyle derken, alışılmışın dışına çıkmakta, yeni ve özgün imgelerle,
sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek, hece şiirine yeni renkler, yeni heyecanlar
katma çabaları içersinde olmakta ve heceyi gergef gergef derinliğine ve enine
işlemektedir.

Şairimizin  ilk şiirleri hakkında büyük edebiyatçılarımızdan rahmetli
Ahmet Kabaklı, bu şiirlerde manasıyle bütün gök ve deryalarımızı sevgi ile
doyuran Yunus Emre şiirinin içtenlik dolu havası yaşamaktadır.
Böyle şiirlerden örülü bir kitap, gerek gurbette gerek vatanda,
yaralı ruhlu gençlerimizi tedavi etmektedir.’

Email:Hsn66@arcor.de




-Cemaynur Okur ablama en derin sevgilerimle- ALACA SAYFALAR 1 Yokluğun bir okyanus derinliğinde boşluk; Şimdi anladım bunu hasretin burgusunda. Şu yaban ellerinde gurbet denen sarhoşluk; Bir denge bırakmıyor insanların usunda... Her düşmede sevdanın türküleri özüme, Suskular akın eyler gönlümde ki hisâra. Hayâlin sürme gibi çekilirken gözüme, Duygular semâh eder ruhumu sara sara... Şahinler uçmak için seçerken yüksekleri, Ben de omuzlarıma yükledim her engini! Çoğaldıkça hayatın dalgalı tümsekleri, Artık seçemez oldum düşlerimin rengini! Kaç seheri uyurken kaldırdım beşiğinden, Unuttum sayısını belki de bin af ile... Kambur düşüncelerin atlarken eşiğinden, Anladım her teselli, her avuntu nafile... Bugünlerim takatsiz, yarınlarımsa fersiz; Zerre değeri yoktur sensiz geçen bir an’ın! Dut karası günleri uğurlarken zafersiz; Yosun tutar saatler kıyısında zamanın!
Hüsnü Özdilek


ALACA SAYFALAR 2 Kader denen gemide benim gibi tayfalar; Ordan oraya düşer hedefsiz bir ok gibi. Kırk baharın ardından bu alaca sayfalar; Her yaprakta çoğalır… biteceği yok gibi! Avuçlarım elimden kayıverdi durmadan; Tutunmak istedikçe sevdanın kanadına. Daha gökkuşağına otağımı kurmadan; Tepeme karanlığı sağdılar inadına! Üstüme bardak bardak yalnızlık dökülürken; Hep sığınak aradım duaların koynunda. Aklımın dikişleri her akşam sökülürken; Derin yara izleri gördüm sabrın boynunda! Benliğimi emerken kısır kalabalıklar; Perçemini aradım gamzeli bakışların. Bıçakları kör eden perdesiz kabalıklar; Arkasına gizlendi fâhişe alkışların!.. Gün geldi omuzuna yaslandım Baba Ren’in; Kızılırmak, Sakarya el ederken uzaktan... Dedi ki "yok mu senin benden başka yârenin? Yok mu seni çıkaran düştüğün her tuzaktan?”
Hüsnü Özdilek


ALACA SAYFALAR 3 Gurbetin doruğunda derdime ne em olur? Vuslata ağ örülür yarasa gölgesinden... Her yola çıkışımda sanki bir deprem olur Bahtımın toprakları çalınan ülkesinden! Topukları nasırlı yolları adımlarken, Suratını kaybeden mazim düşer yadıma... Kurak geçen yılların eteğine damlarken, Dilsiz bir hatırayı kaydederler adıma. Bazen uçurumları taşıdım kucağımda, Ensemde soluğunu hissederken cinnetin! Bazen de sedasını işittim bucağımda, Cehennemden kıl kadar uzaktaki cennetin... Kurtulmak istedikçe kaybolurum içimde; Beş kördüğüm atılır kimsesiz nefesime... Korkular cevap verir en korkunç bir biçimde; Kendi çırpınışımda yankılanan sesime! .................... Zemheri gecelerin zağlı kırbaçlarını; Boşa çıkaramadım aşk şarabı içerek... Yine de şafakların tararım saçlarını; Turkuaz bir buuttan doludizgin geçerek! Bir tutam aşk evreni bir boşluğa eler de; Ruhunu soyundurur alırken göz hapsine... Bedenim bir eleğe dönse de darbelerde; Yüreğim göğüs gerer acıların hepsine! ..................... Hayat denen imgeye “sana yenildim” demem; Gözlerimin önünde hazırlansa tabutum! Kâinat viran olsa yine de hiç gam yemem; Nefes mühürlenmeden tükenmez ak umudum!..
Hüsnü Özdilek


ZAMANIN ÖTESİNDEN... Yalnızlığın dolanan saçlarını durmadan Çözer bir aşk şiiri zamanın ötesinden. Dalgalı gecelerin kıyısına vurmadan Yüzer bir aşk şiiri zamanın ötesinden. Serin tut yüreğini, eğme sakın başını, Bir kansızın yüzünden ağulama aşını. Umudun gamzesine damlayan gözyaşını Süzer bir aşk şiiri zamanın ötesinden. Var mıdır başka nesne ona eşit, ona denk? Sevgidir kâinatı ayakta tutan âhenk... Gönül tuvallerine sevdaları rengârenk Çizer bir aşk şiiri zamanın ötesinden. Sonu çıkmaz sokaktır aşktan özge sanatın, Olsa da rüzgârlara hükmeden saltanatın! Bütün güzelliğini leş kokulu hayatın Sezer bir aşk şiiri zamanın ötesinden. Yetim kalsın ağıdın soluğu dudağında, Neşe tomurcuk açsın günlerin budağında... Yücelerde asılı gönlümün bu dağında Gezer bir aşk şiiri... zamanın ötesinden.
Hüsnü Özdilek


TÜRKÜ DUDAKLIM Zamanın terkisinde dörtnala kaçan yıllar, Seni unutturamaz bana türkü dudaklım. Ne bu yüreğim susar, ne de bu gönlüm yılar, Şüphe etme aşkımdan yana türkü dudaklım. Gündüzler perçemini beklerken okşamamı, İzbelerde sürünür gördüm her akşamımı. Hasretin bir tufana çevirse yaşamımı, Yine bir sitem etmem sana türkü dudaklım. Tararken seher vakti saçlarını rüzgârın, Gözlerimi buğusu yakar gider efkârın... Sorsalar bu çileli aşktan ne oldu kârın? Derim ki, bin can kattı cana türkü dudaklım.
Hüsnü Özdilek


-Alemlerin efendisi o yüce Peygamberin, cennetin ayakları altına serildiğini müjdelediği Anadolu kokulu anama ve bütün analara...- ANA Değdikçe hasretin soğuk kırbacı, Hücrelerim üşür donarım ana. Ruhumda bir kambur olur bu acı, Duldasız dallara konarım ana. Seccaden başını kaldırmaz yerden, Vakitler pek mahzun döner seferden... Yüreğim kurtulmaz gamdan, kederden, Her gün iplik iplik kanarım ana. Güneş gözlerine çekerken peçe, Yatak diken olur yorgan da keçe! Yoklardın düşümde beni her gece; Unuttun bu defa sanırım, ana. Uzanır mazinin kuru taşına, Gözyaşı dökerim yanıbaşına. Zamanın katıksız yavan aşına Bütün umutları banarım ana. Sensizlik cehennem ve cinnet bana, Sen varsan bu hayat bir cennet bana... Helal et hakkını, helal et bana; Yoksa divâneye dönerim ana!
Hüsnü Özdilek


KİRPİKLERİN TÜRKÜSÜ Uykuları yırtılan hüzün sokağa çıksa; Başlar gözyaşlarını taramaya kirpikler. Kilitsiz gözlerinin kapıları açıksa; Düşer yola anahtar aramaya kirpikler. Üşüyen gökkubbeyi ısıtırken ezanlar, O kirpikler her sabah yolcu eder gözleri... Şüphesiz anlayamaz güdük kalmış iz’anlar, Dallarına asılı ak kanatlı sözleri. Zamanı geldiğinde kapansa dudakları, Tâ bir baştan bir başa gölge olur ruhuna. Gözlerini sımsıkı sarınca budakları, Gayrı hiç geçit vermez soytarı gürûhuna!
Hüsnü Özdilek


UNUTMA BENİ! Gecenin döşüne başını koyup Yatarken unutma... unutma beni! İpek uykularda düşler dokuyup, Çatarken unutma... unutma beni! Ay seni seyreder, gün seni izler; Aldırma, ne derse desin densizler! Durgun gözlerinde hırçın denizler Batarken unutma... unutma beni! Koymasın Yaradan ağıt gününe, Sevdam gölge olsun altı yönüne... Dikişi sökülen aklı önüne Katarken unutma... unutma beni! Zaman yaylasına bir otağ kurup, Başaksız günleri yele savurup, Yokluğu dokuz kat zincire vurup, Satarken unutma... unutma beni! Dökülse de candan birkaç yorgun tel; Bilirsin, insanda tükenmez emel... Her seher vaktinde umuda temel Atarken unutma... unutma beni!
Hüsnü Özdilek


ÜÇ DÜĞÜMDE 40 OLDU YAŞ... Senelerin ak tasından içtiğimde, kırk oldu yaş. Gölgemi uç noktasından biçtiğimde, kırk oldu yaş. Kâh toprakta kâh bulutta, tozup durdum dört buutta... Gözlerimi bir tabutta açtığımda, kırk oldu yaş. Hep kibirle bir iş eden, duyguları iğdiş eden, Akıl denen fâhişeden kaçtığımda, kırk oldu yaş! İster sürün istersen uç, hiç değişmez bazı sonuç! Hayâlleri avuç avuç saçtığımda, kırk oldu yaş. Gördüm nice şairleri, ruhu yitik şiirleri... Düşe hasret şehirleri geçtiğimde, kırk oldu yaş. Uzun sözün yok gereği, herkesin var bir ereği, Bin yürekten bir yüreği seçtiğimde, kırk oldu yaş. Ne densize ne de keme, hiç yorulma bir söz deme, Çırılçıplak iç ülkeme göçtüğümde, kırk oldu yaş. Baştan başa yol aşmadan kalpten kalbe dolaşmadan, Daha dörde ulaşmadan üç düğümde, kırk oldu yaş...
Hüsnü Özdilek


ZAMANIN RAHMİNDE... Gitgide çekilmez kahrı hasretin, Vuslat her gün tehir olur sevgili. Gölgesi düştüğü vakit kasvetin, Düşünceler zehir olur sevgili. Ren’in kucağında yatan Düsseldorf, Kızıl akşamlarda batan Düsseldorf, Öksüz düşlerime çatan Düsseldorf, Duygusuz bir şehir olur sevgili. Kalmadı aklımın sağlam bir dişi; Yüreğe bıraktım artık her işi! Turkuaz sevdayla yanan er kişi, Elbette bir şair olur sevgili. Yalnızlık, kıyısı kayıp bir ada; Yoktur benden başka kimsem burada! Ufuklara doğru baksam... arada Münker ile Nekir olur sevgili. Zamanın râhminde feryat dokuz kat; Geceler kör doğar, gündüzler sakat... Acılar dereye dönüşür, fakat Umut koca nehir olur sevgili.
Hüsnü Özdilek


“ŞAİRİM” DEME! Gölgesi düşünce bir ak kâğıda, Mutlaka umudu yazar bu kalem. Ne feryada dalar ne de ağıda, Geçmişe bir çukur kazar bu kalem. Her zaman sevdayı getirir dile, Sürmeler çekili mısralar ile... Cananın resmini ahrette bile Gönül tuvaline çizer bu kalem. Zemheri döşlerde zağlı düğümü, Vuslat yollarında bağlı düğümü, Hayatın attığı yağlı düğümü, Hece kanadında çözer bu kalem. Asırlar boyunca yüreğinde us, Bazen Abdal oldu, bazen de Yunus! Mürekkep olsa da yetmez okyanus, Fikrin deryasında yüzer bu kalem. Seherde savrulan közü yazarken, Hasretle tutuşan özü yazarken, Düşlerden süzülen sözü yazarken, Ne usanır ne de bezer bu kalem... Elbet geçit vermez nefrete, kine; Hor bakmaz bir ırka, bir başka dine... Bazen yanılsa da, sonunda yine Doğruyu eğriden süzer bu kalem. Zamanın arınıp yunup kaldığı, Madde aleminin donup kaldığı, Bütün gölgelerin konup kaldığı, Aklın ötesini sezer bu kalem. Hüsnü, yanılıp da “şairim” deme, Bak rezil olursun cahile, keme! Nefsini vaktinde vurmazsan geme, Yüz bin kusurunu dizer bu kalem...
Hüsnü Özdilek


BU GECE Yaslanıp turkuaz renkli düşlere, Bütün kâbusları kustum bu gece... Baktıkça zemheri kesen döşlere, Kendi yüreğime pustum bu gece! Her eğri bir tümsek koydu düzüme; Ne geceme doydum ne gündüzüme... Av’cuma dökülen kırık yüzüme “Benim„diyemedim... sustum bu gece. Güneşi kül eden gönül ülkemi, Ne bilir, ne tanır yabanın kemi? Tenimden sıyrılan soğuk gölgemi Bir hoyrat rüzgâra astım bu gece! İsyankâr demime isyan ekleyen, Musalla taşında nöbet bekleyen, Kara heybesine canlar yükleyen, Ölümün sesini kestim bu gece! Zaman kasnağına gerdim aklımı! Cinnetin ufkuna serdim aklımı! Kaleme “yal„ diye verdim aklımı! Buuttan buuda estim bu gece...
Hüsnü Özdilek


ZAMANI GELİNCE Kıyısı olmayan akıl, sahile İndiğinde, sevda kucaklar seni. Yürek yangınların bir muştu ile Dindiğinde, sevda kucaklar seni. Büyüktür ödülü hep sabredenin, Acılarla bir atbaşı gidenin. Dokuz kat ateşte bütün bedenin Yandığında, sevda kucaklar seni. Ne günler ses eder, ne aylar duyar… Hasret, namlusunu sinsice dayar ! Geceyi dalından koparıp da yâr Sunduğunda, sevda kucaklar seni. Ter döker şafaklar hep bu uğurda, Düşerken yollara karda, çamurda… Bir gün ak toprakta, bir gün yağmurda Yunduğunda, sevda kucaklar seni. Saat başı tuzak kuran zamanı, En güzel düşleri buran zamanı; Seninle güreşe duran zamanı Yendiğinde, sevda kucaklar seni. Sığacak başın mı kalır hâneye? Gölgen konuk olur her virâneye… Cinnetler geçiren bir divâneye Döndüğünde, sevda kucaklar seni. Nesini söyleyim, yazıyım daha? Uçsuz bucaksızdır aşk denen saha… Bütün hücrelere „kalkın semâha“ Dendiğinde, sevda kucaklar seni.
Hüsnü Özdilek


AKLIN HUDUDUNDAN ÖTEYE ADIM Aklın hududundan öteye adım Attığımda, haber veririm sana. Nefes kadar yakın „yokluğu“ hadım Ettiğimde, haber veririm sana. „Bir kara deliğe“ doğru her koşu, Arkada ayığı, önde sarhoşu! Ben de usanmadan doluya „boşu“ Kattığımda, haber veririm sana. Kabuslara peşkeş çekip uykuyu, Paslı prangaya vurdum korkuyu. Kainatı saran o misk kokuyu Tattığımda, haber veririm sana. Hayatı cebimden boşaltıp zorla, Yolu yarıladım doksan kusurla! Yüreğim koynumda bir gün huzurla Yattığımda, haber veririm sana. Şair gömülür mü kendi yasına, Rağbet eden olsa sözün hasına? Güdük sözcükleri yok pahasına Sattığımda, haber veririm sana. Yüzülürken ruhun hayası, udu; Hüzünle terkeder zaman, buudu! Bir gökkuşağına en son umudu Çattığımda, haber veririm sana. Hayalini gergef gergef ördüğüm; Kırık bir bakıştır sende gördüğüm… Hasretin boynuna yağlı bir düğüm Attığımda, haber veririm sana.
Hüsnü Özdilek


Gib dich zufrieden, Vater Rhein, Denk nicht an schlechte Lieder. Heinrich Heine Halinden hoşnut ol Baba Ren, Düşünme kötü şarkıları. BABA REN Bilirim ki vaktin var, beni dinlemek için; Heybe heybe ağıtla geldim inlemek için... Sana ‘Baba Ren’ diye boşuna mı demişler? Yine başucundayım... ters gider her dem işler! Bilemem kaç asırdır babalık edersin sen, Şefkatini dağıtır, süzülüp gidersin sen. İstesem de yürekten dolu dolu haykırmak; Duyamaz Aras beni, işitmez Kızılırmak! Sen sıvazla saçımı, kıyına çöktükçe ben, Aparsın dalgaların, derdimi döktükçe ben... Gezerim melul melul avuçlarımda aklım, Olmadı şimdiye dek, senden hiç gizlim, saklım! Hüzünlerle dağılan her parçamı der, e mi? Vurdukça dalgaların dağıtsın kederimi… Sensin beni anlayan, sensin benim sırdaşım, Hep yanına gelirim, sıkıştığında başım. Sanki omuzlarımda sıralı Alp dağları, Fırtınalar gönlümden söküyor otağları... Hızarlarda biçilir her gece uykularım, İdam sehpalarında en narin duygularım! Yürek feryat etse de, umuda umut ekler, İzbe labirentlerde hep bir muştuyu bekler. Hayatın ellerinde gölgem bile kördüğüm, Budur yaşadıklarım, budur bütün gördüğüm… Ilık bakışlarınla dağıt gamı, kederi, Sularına bıraktım artık böyle kaderi... Bu keşmekeş içinde yoruldum be ‘Baba Ren!’ Şu diyar-ı gurbette kondum kaptan kaba Ren! Emdikçe saatleri zamanın dudakları, Çürümeye başlıyor ruhumun budakları. Güneş değmez dağların ardında bir yar bekler, Yüreğini umudun koynuna koyar bekler. Yarasa kanadına gizlenir gecelerim, Tenhada kalem kırar, yas tutar hecelerim. Dert bende yumak yumak, anlatmakla biter mi? Ortasında bir od’un hiç karanfil biter mi? Yat bela, yürü bela… bulur seni her bela; Özüne çadır kurmuş hayat denen Kerbela! Neyleyim ben ‚Baba Ren’ dinledin sözlerimi, Dokuz kat yalnızlıkta gördün öksüzlerimi…
Hüsnü Özdilek


MİRAC’A ÇIKARKEN ELA GÖZÜNDEN Siyah bir duvakla gelirken gece, Ay buse vermişti, hatırında mı? İlham beşiğinden kalkarken hece, Harfleri sermişti, hatırında mı? Bayat sözcükleri sildim ben çoktan, Ne virgülün kaldı, ne de bir noktan... Aşkımız bir gece ruhsuz konaktan İçeri girmişti, hatırında mı ? Okurken vuslattan akça bir türkü, Başından düşmüştü hasretin börkü! Zaman, kapısına çekerken sürgü, Nasıl kızarmıştı, hatırında mı? Nice şafaklara bir baç ödedik, Sonra seherlere ‘merhaba’ dedik! Çılgın umutlardan açarken gedik, Heyecan sarmıştı, hatırında mı? Uçurtma yapmıştık uçuk sözünden, Misket oynamıştık aşkın közünden... Mirac’a çıkarken ela gözünden, Saatler durmuştu, hatırında mı?
Hüsnü Özdilek


Ne söylemiş bir zamanlar Karacaoğlan? Hele bir kulak verip, uzanalım çağların gerisine… GÜZEL NE GÜZEL OLMUŞSUN Güzel ne güzel olmuşsun Görülmeyi, görülmeyi Siyah zülfün tel tel olmuş Örülmeyi, örülmeyi Mendili yudum, arıttım Gülün dalında kuruttum Adın ne idi, unuttum Sorulmayı, sorulmayı Çağır Karac’oğlan çağır Taş düştüğü yerde ağır Yiğit sevdiğinden soğur Sarılmayı, sarılmayı -Karacaoğlan’a nazire-
Hüsnü Özdilek


ZÜLÜFLER RÜZGARI TARTAR Güzelliğin her gün artar Görüldükçe, görüldükçe Zülüfler rüzgârı tartar Örüldükçe, örüldükçe Bulamadım yarama em Sevdanla bölündü gövdem İçim titrer, adın her dem Soruldukça, soruldukça Bu aşk canâna can verir Yüce dağları devirir Yiğit sevdiğinde erir Sarıldıkça, sarıldıkça.
Hüsnü Özdilek


SULAR BİLE SUYA SUSAR Yürek şaha kalktığında, Bir köşede akıl pusar! Gönül gözü baktığında, Kelimeler bir bir susar! Ne bu korku, ne bu telaş? Ak umutlar olsun yoldaş... Korkmadan koy yastığa baş, Düşler bazen kâbus kusar. Kaybederiz gör neleri! Keder bürür sineleri… Hoyrat zaman seneleri Ayağından tutup, asar. Yaralara em vuralım, Gecelere gem vuralım, Güzellikten dem vuralım, Yoksa hayat bize küser. Ne diyeyim sana başka ? Sırt çevirme sakın aşka ! Yalnız toprak olsa keşke, Sular bile suya susar...
Hüsnü Özdilek


O kadar kolay mıdır seni anlatmak sevgili ? Yine de uğraşıp seçtim sözcüklerin içinden en kalem değmeyenlerini... hoyratça esen zamanın asırları çürüten küfüne boyun eğmeyenlerini... Biliyor musun, seni anlatmaya başlar başlamaz, biteviye akılla kavgada olan yüreğim yandı, yandı... ve bir seher vaktinin turkuaz rengi gözlerinde uyandı... ve işte bu hayattı, işte bu candı... ZAMANIN TESPİHİ DÜŞER ELİNDEN Aklım gölge arar, dimağım kurur, Seni anlatmaya başlar başlamaz. Gökçek kelimeler semaha durur, Seni anlatmaya başlar başlamaz. Sükûnetle çöker yerler önümde, Sular boncuk boncuk terler önümde! Bu nasıl bir sevda derler, önümde… Seni anlatmaya başlar başlamaz. Her seher vaktinde aşk filizlenir, Elâ gözlerine girip, gizlenir. Güzelliğin hece hece izlenir, Seni anlatmaya başlar başlamaz. Türküler dökülür sazın telinden, Belki Köroğlu’ndan, Çamlıbel’inden… Zamanın tespihi düşer elinden, Seni anlatmaya başlar başlamaz. Usulca uykudan uyanır düşler, Bir gökkuşağında boyanır düşler, Bütün kâbuslara dayanır düşler, Seni anlatmaya başlar başlamaz.
Hüsnü Özdilek


SENDEN GİZLİCE… Toprağın alnını öperken yağmur, Seni düşünürüm senden gizlice. Uyanan çiçekler bakarken mahmur, Seni düşünürüm senden gizlice. Atsın kemendini ömrüme yıllar; Kim korkar sevgili, bundan kim yılar? Ren’in saçlarını yurken kıyılar, Seni düşünürüm senden gizlice. Zaman helke helke hüzün sağsa da, Umudun yerine hicran yağsa da, Ruhum bedenimden arşa ağsa da, Seni düşünürüm senden gizlice. Kolay gelir sanma bu hasret dile; Sabrı yoğururum gözyaşım ile… Yanık bir türküyü dinlerken hele, Seni düşünürüm senden gizlice. Güneş çektiğinde yüzüne peçe; Sessizce göğsüme yaslanır gece… Her nefes alışta bak hece hece, Seni düşünürüm senden gizlice.
Hüsnü Özdilek


ŞAFAKLARIN TÜRKÜSÜ Gökler, çapağını silmeden önce, Bütün heybetiyle çıkar şafaklar. Tenleri ko(r)kutan kiri görünce, Uzanır usulca, yıkar şafaklar. Bir buse kondurur yüce dağlara, Yol alır yorgansız yatan bağlara. Gecenin attığı çelik ağlara Bütün haşmetiyle çöker şafaklar! Elekten geçirir izbeli yolu, Ne yırtık bırakır ne de defolu… Her seher sırtında üç heybe dolu Akça umutları döker şafaklar. Işık hızı ile kayar dünyaya, Sıcak nefesini yayar dünyaya. Kim demiş usanır, doyar dünyaya? Avuçla bereket eker şafaklar. Her zaman kendini umuda adar, Doğumdan ölüme her şeyi tadar ! Allah’tan o emir gelene kadar Aşkın yüreğinde söker şafaklar…
Hüsnü Özdilek


Sevgili! Tenim tenine değerken bile daha yakın olmak isterim sana. Yetmez nefesinin yüzüme çarptığı mesafeler bile. Yetmez de, ruhunda olmak isterim. Öyle dalarım öyle dalarım ki gözlerine, gözlerinden ruhuna doğru kayar gider soyut bedenim... Seni karşından değil, seni içinden, seni ruhundan, seni senden izlerim... SENİ SENDE İZLERİM... Elâ gözlerinden iner ruhuna, Aşka akışını izlerim ordan. Soyunur gölgemi siner ruhuna, Kini yakışını izlerim ordan. Hasret yaprak yaprak döküldü derken, Vuslatın yolları bağlandı erken… Renk renk karanfiller geçip giderken, Sevdanın kışını izlerim ordan. Yüreğim bendinden Ren gibi taşkın, Zaman, saatine baktıkça şaşkın! Alev saçlarına yetim bir aşkın Umut takışını izlerim ordan. Korkma… izbe karanlıklar çökerken, Bardak bardak yalnızlığı dökerken… Her seher vakti ben, şafak sökerken Billur bakışını izlerim ordan. Aldırma yüreğe yaparsa hile; Varamaz kıyısız akıl sahile… Gökçe duaların kırk semah ile Hakka çıkışını izlerim ordan…
Hüsnü Özdilek


UMURUNDA MI? Bir türkü söylerken Ren kıyısında, Gözyaşı dökerim, umurunda mı? Buz gibi yabanın en kıyısında, Sessizce çökerim, umurunda mı? Gündüzler gölgeye hile katarken, Geceler düşlere düğüm atarken, Azgın dalgalarda şafak batarken, Boynumu bükerim, umurunda mı? Sevgili, burada aşklar pasaklı, İnsanlar var ama, insandan saklı! Artık çürümeye yüz tutan aklı Kökünden sökerim, umurunda mı?
Hüsnü Özdilek


Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur derler, sevgili… Eksiktir derim ben de, eksiktir… Seninle geçen değil bir günün, bir saatin, bir dakikanın; bir an’ın bile hatırı binlerce seneliktir… İşte o hatırın değil midir, şu renksiz hayatın keşmekeşinde ruhumu renklendiren ve bana yaşama gücü veren…Beynimde uğuldasa da binlerce „niçin?“ … katlandıklarım ve katlanacaklarım, tek senin hatırın içindir sevgili… tek senin için! HATIRIN İÇİN… Sabır otağında hasretle seni Beklerim sevgili, hatırın için… Her söken şafağa bir aşk deseni Eklerim sevgili, hatırın için... Ağlama, düşersem eğer yadına, Gülesin yaşamın kör inadına! Çıplak günlerimi düş kanadına Yüklerim sevgili, hatırın için... Yürekli sevdalar alır mı yara? İnanma cahile, bakma ağyara... Dikişi sökülen aklı bir ara Yoklarım sevgili, hatırın için... Eğmedim başımı bir nimetine, Dayandım dünyanın her cinnetine! Hasretin leşini gül niyetine Koklarım sevgili, hatırın için... Ay bile terkeder verir yerini, Daha neyle ölçsem şu değerini? Gecenin gamzene düşen terini Saklarım sevgili, hatırın için...
Hüsnü Özdilek


ZAMANIN DIŞINA HER SÜRGÜNÜMDE İpinden kopan bu kaçıncı gece? Yutkunur... karşıma geçerim yine. Semanın yüzünden düşmeden peçe, Yalnızlığı demler, içerim yine. Suskular feryatla yağar tepeme, Kırk kilit vurulur topal cezbeme... Çulsuz bir maziyi yükler heybeme, Karanlıklarıma göçerim yine. Hep iğdiş edilir düşler önümde, Sur olur kâbuslar altı yönümde... Zamanın dışına her sürgünümde, Terkeder aklımı, kaçarım yine. Çifte düğünlerle gelsin her belâ, Hayat, doğduğumdan beri Kerbela! Bütün güzergahta aynı tabela, Ufuksuz yolları seçerim yine. Yarınlar rahminde ipe çekilir, Umutlar dokuz kat dibe çekilir. Şu yüreğim parça parça sökülür, Şafaklarım kayıp... nâçarım yine!
Hüsnü Özdilek


“SON ŞİİR” DEMEYE DİLİM VARMIYOR Bu sevda tükenmez, hiç bitmez derken, Geldik işte cânan, en son demine. Belki biraz hızlı, biraz da erken Düştük akıl denen kaygan zemine! Kaç kez kenarında uçurumların, Umut çiçekleri toplayan kimdi? İyimser sözlerle hep sorunların Üstesinden kimler gelecek şimdi ? Hece hece seni yazdım her yerde, Ama sen bir türlü bilmedin bunu! Şu dipsiz gururun oldukça serde, Daha çok serersin ipe sen unu! Sevda ateşinde insan yanmaya, Ne bir gizlin kalır ne de bir saklın. Zerre değeri yok bir kez anmaya, Sürgünden sürgüne saldığım aklın! Ne çekerse insan dilinden çeker, Bir kelâm ederken dikkat etmeli. Bazen zehir olur bazen de şeker, Ya hep susmalıdır ya da gitmeli… Hecelerin artık boynu bükülür; Harfler kanatlanıp aşkı sarmıyor. Gözlerimden iki damla dökülür; „Son şiir“ demeye dilim varmıyor…
Hüsnü Özdilek


SABAHLARA KADAR AĞLAYACAĞIM… Efkar rüzgarları değdi tenime, Sabahlara kadar ağlayacağım… Bütün gururumu silip yenime, Sabahlara kadar ağlayacağım… Doğrular eğride bükülür gider, Zaman dikiş tutmaz, sökülür gider. Hayat yaprak yaprak dökülür gider, Sabahlara kadar ağlayacağım… Zemheri ayazı damlar düşüme, Çıplak uykularda gel de üşüme! Şu öksüz mazimi basıp döşüme, Sabahlara kadar ağlayacağım… Aklın gölgesinde matem tutarak, Buruk suskulara hicran katarak, Gecenin üstüne yorgan atarak, Sabahlara kadar ağlayacağım… Umut yeşerir mi kıraç toprakta? Korkak hayallerim pusar ırakta… Yalnızlık denilen izbe durakta Sabahlara kadar ağlayacağım…
Hüsnü Özdilek


İSTEMEM! Elâ gözlerinde bir ömür boyu Umut çiçekleri solsun istemem. Çifte gamzelere geceden koyu Hüzün damlaları dolsun istemem. Gülmedi kaderin gülmedi yüzün, Gölgesi terketti seni gündüzün. Düşlerinde bile artık her düzün Ne tepe ne yokuş olsun… istemem. Bilirim, çıkmadı hayatta sesin, Hep çeyrekde kaldı bütün hevesin. Her „ah“ çekişinde göğüs kafesin Paslı mengenede kalsın istemem. Düşünür dururum gurbette bazı: Seninle birlikte geçen ilk yazı… Hasretin pusuya yatan ayazı Gönlüne zemheri salsın istemem. Zaman orağıyla ömrü biçmeden, Doyalım sevdaya vakit geçmeden. Sevgili… dünyadan ilk ben göçmeden Azrâil kapını çalsın istemem!
Hüsnü Özdilek


YARINLAR DOĞMADAN PUSLANIR „Bir akşam üzeri yâdına düşüp, Belki kirpiklerin ıslanır“ deme. „Kim bilir akılla bir gün öpüşüp, Coşkun deli gönlün uslanır“ deme. Neden hayâllerin geceden koyu? Gün gelir… tükenir hasretin soyu! Sevgili, „bu sevda bir ömür boyu Düşlerin göğsüne yaslanır“ deme. Eyvallahın bile olmaz güneşe, Düştüğünde sevda denen ateşe… Her seher kaç cemre düşer peşpeşe, „Yüreğin, gurbette paslanır“ deme. Bir yıla bedeldi geçen her bir an, Küflü nefesini üflerken zaman! Neler çektiğini bilirim inan, “Uzaktan uzağa seslenir” deme. Umudu olmayan insan güdüktür, Aldığı her nefes ona bir yüktür! Ne deyim daha ben, Allah büyüktür! „Yarınlar doğmadan puslanır“ deme!
Hüsnü Özdilek


ŞİİRLERİNİZ