EMRAH KILIÇ





BİLİRMİYDİN

Beni bilir miydin?
Ağrı dağında sonuna kadar içilmiş bir sigara
Soğan ekmeği bilir miydin?
Gece gezmelerini bildiğin gibi
Yeni filiz vermişti avucuma diktiğim (damlayan) gözyaşlarım
Kıyamadım, toprağa akmasına
Korktum, üstüne basılmasından korktum
Çiğnediğin papatyaları bilir miydin?
Güllerin peşinde koşarken
Hani soğuk mevsimlerde
Dişlerimiz türkü söyler
Ellerimiz sımsıkı kenetlenmiş birbirine
Kavga-dövüş için değil
Ayaz dışarısı
Kimse çıkamaz ki sokağa!
Kaç gece ışığını söndürmeni bekledim
Evinizin önünde bunları bilir miydin?
Denizlerin şekil verdiği kayalara bakardım
Seni beklerken,
Sahil kenarındaki evinizin önünde
Sular azgınlaşırdı birden bire
Ve yok yere büyük dalgalar çarpardı kayalara
Taşardı suları caddeye
Kısacası deniz benden daha önce anlardı
Mahallenize inen toprak yola ilk adımı attığını
Orada görüş mesafesi başlardı
Ta ki içeri girene kadar bakardım sana
Kayalar gibi hiç kımıldamadan
Fakat dalgalı saçlarının denizlere de ilham verdiğini bilir miydin?
Sesini hiç duymadan ne söylediğini anlardım
İki kişi girdi hayatına
Biri uzun biri kısa metrajlı film
Ne zaman son yazacak diye beklerdim
Bahisler oynardım filmin sonuna
Hep kazanırdım elbette
Tek kişilik oyundur bu dünya
Çok iyi bilirim
Peki sen
Benim için yaratıldığını bilir miydin?
Beni bilir miydin?
Bütün dişi yürekli yaratıklar
Kadınlar, güvercinler, eşyalar
Seni anımsamama yeter
Yüzündeki yosun makyajı denizin,
Dağda, kirpiklerine sürülmeyi bekleyen topraklar,
Ve içine derin bir oksijen çeken çam ağaçlarıdır gövdemde
Sesini duyduğunda esen rüzgârlarla birlikte
Bana seni hatırlatır.


Bilir miydin sessizce duran biri var
Az ötede yıldızlar kadar uzak
Gözyaşların kadar yakın
Senin her şey bilecek kadar cesur
Sana dokunamayacak kadar korkak
Bilir miydin bunları
Sen lisedeyken
Bira şişesinin kapağını
Ağzımla açmayı öğrenirdim
Beni bilmiyorsan işte kimliğim
Adım fazladan yazılmış bakma sen
Şu ana kadar hiçbir işe yaramadı
Emrah Kılıç adı seni sevmekten başka
Hiçbir cümle içinde kullanılmadı.

© Emrah KILIÇ



GÜNEŞLERNİRKEN Güneşlenirken siz Temmuzun sıcağında Ve eğlenirken diskolarda domdom kurşunu ile Mahzuni den habersiz, Biz yanarız Sivas da Siz eğlenedurun yerinize de ağlarız Gün gelir boğulursunuz sinemalarda O zaman yalvarırsınız semaha Turnalardan habersiz, Sizin köşklerinizde ceylan derisinden Koltuklarınız vardır Bizim derilerimiz yüzülür Maraş’ta Yazarsınız o vakitler Gösteriş olsun diye kuşe kâğıda hem de Bir kaç satırla yedinci sayfadaki ilanlarla birlikte Anılır adımız Siz okumaktan habersiz, Biz alevleri içimizde biriktiririz Ve durur öylece sönmemiş ateşimiz Ve savrulmamıştır uzaklara küllerimiz Avuçlarımızın içinde büyütürüz Gün gelir bir daha yanar bir daha asılırız Siz ısının sıcacık evlerinizde Biz üşürüz Ankara da Zemheri ayazında Derilerimiz yüzülür kavurma olur Sofranızda Şimdi kebap yeridir orası Siz yiyip eğleniniz Türkülerden habersiz Ve sakın ola ki yanılgıya düşmeyin Hangi ateş yakabilir ki bizi Hangi ip düğümlenir ki boğazımızda Örtmeye çalışmayın bizim üstümüzü arık

© Emrah KILIÇ



SAATİM Pili biten saatimin devrisi günü hatırlamadığı anda düştün aklıma Gülümsediğin anların hatırına bekletmiştim akrep ile yelkovanı Anlıyorum sabırsızlığını saniyelerin hızla ilerleyişini anlıyorum ama Hiçbiri getiremiyor seni bana Pranga neymiş ustam Ahmed Arif sorarım sana Parçalanmış göğüsüm benim Domdom kurşunu değil Ahmed Arif Amca Bir çift göz sadece Hasretinden prangalar değil ama Gençliğimi eskittim Ne saçımda bir beyaz var idi Ne yüzümde bir çizgi Hasretinden gençliğim gitti Bitti, ne aklıma gelirdi böyle turnalar gibi göç edeceğimiz Ne o siyah beyaz resimdeki okul önlüklü arkadaşımızın Adını unutacağımız zamanla Bitti, kâğıda yazılamayacak sorular çıkacak karşımıza Cevabı bir ders saati de değil bir ömür boyu oysa Biz unuttuk sessizce kopya veren arkadaşlarımızın Çığlıklarını Sesimizi haykırıyorlar belki uzay boşluğuna Dememiş miydik “sen çağır ben gelirim yanına” en büyük yalanmış oysa bitti,

© Emrah KILIÇ



SABAH OLUNCA Kasabadaki bakkala çırak olmayı sadece seni görmek için kabul etmiştim, yalan oysa fakat sen öyle bilsen de olur ve fakat yalan olduğunu bilmesen de olur söyledim, gerçi para lazım ve acil ve oldukça kalın desteler halinde yıldırım hızıyla biriktirilmesi gerek bu banknotların. Peki ya sen olmasaydın. İşte o zaman hiçbir bahanem kalmayacaktı izin almak için Rıfat amcadan saatin sesini bastıramayacaktı kalbim 3 ü bulduğunda hiçbir dönüş yolu bana bu kadar keyif vermeyecekti çünkü ben o yollarda hep ayrılığı tattım seni tanıyana kadar tabi ondan önce sanki yaşamamışım. İşte o sanki maalesef daha önce yaşadığım anlamına gelir tabi buna yaşama denirse gibi iç acıtıcı sözcüklerde kullanabilirdik oysa Oysa ben bu gece çok hüzün içtim rakı bardağında Oysa bir gün mehtapla oturmuş havadan sudan konuşmaktayız Küçük balıkçı tekneleri yanımızdan geçiyor Senin gibi Yavaş yavaş ama denizi parçalayarak Kaptan yalnızlığımı anlıyor hemen Aklında bana daha fazla acı vermeme düşüncesi Birden hızlanıyor saçlarının rengindeki balıkçı teknesi Yok oldu birden gözümün önünden Senin gibi bakmaya doyamadan Senin gibi Nasıl gidersen git Hep aynı şekilde ölüyorum Hani gidiyorsun ya Balıkları da aşık olurmuş Yaşanılası bol mevsimli yaşamaya engel şehrimizin Gidiyorsun ya Sabah olunca.

© Emrah KILIÇ



SADECE Yanıyor içim kızıl alevlerden yeni çıkmışım oysa Henüz soğumamış bedenim ikinci bir yangını nasıl tarif edebilirim Sönmüyor ki ateşim Büyük dağların başı dumanlı olurmuş yollarında yılanlar kurtlar Sürüden ayrılmak cesaret ister yahut deli olmak gerekir dağların karanlık ayazında yürümek için bir başına Oysa ne delilik var ruhumda Sadece toz duman kül içim ocak gibi sıcak Sayarım gece olunca yıldızları fakat ne ben o kadar çok sayı bilirim Ne onlar benim bildiğim kadar az Sonra bırakırım saymayı kafamdan sana benzeyenleri seçerim İsmini yazarım gökyüzüne Sabah bir bakmışım yok Oysa yalandır seni o kadar sevdiğim Sadece yıldızlardan daha çok

© Emrah KILIÇ



ŞİİRLERİNİZ