Ziyaretci defteri İletişim Chat
                Menü

MELİH CEVDET ANDAY hayatı ve şiirleri



1915 yilinda Istanbul’da dogdu. 1938 yilinda sosyoloji ögrenimi için Belçika’ya gitti. II. Dünya Savasi nedeniyle yurda döndü. 1942’den baslayarak Ankara Milli Egitim Bakanligi Yayin Müdürlügü’nde danismanlik, Ankara Kitapligi’nda memurluk, gazetecilik yapti. "Tercüman", "Büyük Gazete", "Tanin" ve "Cumhuriyet" gazetelerinde fikra yazarligi, sanat sayfasi yöneticiligi yapti, denemeler yazdi. 1954’te basladigi Istanbul Belediye Konservatuvari Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon ögretmenliginden 1977 yilinda emekli oldu. 1964-69 yillari arasinda TRT Yönetim Kurulu’nda çalisti. 1979’da UNESCO Genel Merkezi Kültür Müsaviri olarak Paris’e gitti. 28 Kasim 2002'de hayata veda etti.





ALATURKA


Çık benim şair tabiatım çık orta yere
Fakir güzelinden söyle
Hasret ateşinden çal
Çal şöyle benim derdimi sevdalı sesinle

Hep bilinen şarkılar gibi olsun
Hani dil-i biçareden
Sun da içsin yar elinden
Yani bilinen şarkılardan olsun

Yeni sözler arama nafile
Derdim yeni olsa anlarım
Gel hazırından söyle bu akşam
Üzme yetişir, üzme fırakınla harabım

Sonunda ah çekeriz derinden
Kim anlayacak sahiden olduğunu
Sen söyle yalnız
Zülfündedir baht-ı siyahım bestesini
Dede'den




SENİ DÜŞÜNÜYORUM


Çocukluğunu düşünüyorum Emilia
Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin
Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda
Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin
Seni kucağıma alıyorum Emilia

Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim
Bugüne bu sevdaya
Toprağım ekmeğim kitabım şiirim
Sen ne varsa iyiden doğrudan yana
Gözümün nuru, başımın tacı, efendim.




TROYA ÖNÜNDE ATLAR
IV. SEVİ


        Orman sen elimi tutunca başlardı
        Yarılırdı bir incir gibi ortasından.
        Koşardık yukarı iki büklüm, soluk soluğa
        Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
        Keserdi hızımızı. Elimi Bırakma, elimi
        bırakma....
                Sonra kayardık ta aşağılara.
Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
Kök salardı sende ve bende, arayarak
Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa
Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi
Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
                Sonra gene başlardık koşmaya.
Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
Anları birleştiren sevi düş görmez: Ey orman
Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
Aç güvercini! Falımız yok bizim.
Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
Daha gün doğarken. Falımız yok bizim.




ANI


Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz vardı
Geceniz geliyor aklıma

Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma

Nice aşklar, arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur sade
Davranışınız geliyor aklıma

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma




ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA


"Çok eskiden yaşadım bu anı ben"
Dersiniz şaşkınlık içinde
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
Birden güneş vuran pencere

Ve tam sırasında tiren düdüğü
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya

Yaşamak anımsamak mıdır yoksa
Sanmam, biz de bir sestik belki
Birileri için yıllar önceki
Şaşırtıcı karşılaşmada




CİNSEL İLİŞKİYE ÖVGÜ


Gök gürültüsünde gecelikli kız
İsterse uyansın çoğul ve cinsel
Bir anlık bir korudur şimşek
Gökyüzüne doğru ve titrek
Düşleri sarıp geceliklere
Dal uçlarında uçmak ve korku.

Bir anlık şimşekti koru
Yağmur budanmış ağaçlardı
Islanan bir kadındır ağaç altı
Sevişmek yabancılaşmaktan
Başka nedir? Bakılan yerde kadının
Kendisinden başkası.

Budanmış yağmurlardı ağaç
Sakınılmaz bir yaz sonu....
Kızın geceliği, kadının
Yamurluğu ve gökyüzüne
Doğru dal uçlarında uçan
En güzel koru.




ŞINANAY

Ada vapuru yandan çarklı
Bayraklar donanmış cafcaflı
Simitçi kahveci gazozcu
Şınanay da şınanay

Müslümanı Yahudisi Urumu
İsporcusu ihtiyarı veremi
Kiminin saçı uçar kiminin eteği
Şınanay da şınanay

Estirir de ada yeli estirir
Seni sevindirir beni küstürür
Lüküs kamarada kimler oturur
Şınanay da şınanay




TEK BAŞINA


Ölürken çocuklarımı unuttum
Küçük deniz kiprikleriyle sabah
Denedim bütün sabahları

Sana sürgünümün şarabını bıraktım al
Mumlarını güzelliğin ve hiçliğin
Bir de kaygumun soluk ellerini

Denedim bütün ölümleri
Ama görmedim büyülü ağaç
Ezilmiş sevdaların giysileri

Sana ayrılığın yayını bıraktım al
Bir de adını bilmediğim bir gökyüzünü
Lamalar gibi koşar bozkırda

Oysa ölümsüzlük şuracıkta, kar
Güneşi gibi doldurmuş odayı, basit
Anlamsız ve tek başına

Ayaklarım hayvan, üstüm başım bitki
Denedim bütün vakitleri al
Başka türlü geçmeyen bir vakitti




KAYIP


Sen ve ben ve mavi perdeden
Tepeleriyle camın rengi

Şurada çıkarmıştın eteğini
Şurada inmiştin geceden

Mutsuzluk için dediğini
O gün nereye koymuştun ki

Şimdi anlat bana bilmeden
Geceyi, görmediğimiz geceyi




YALAN


Ben güzel günlerin şairiyim
Saadetten alıyorum ilhamımı
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum
Mahpuslara affı umumiden...
Çocuklara müjdeler veriyorum
Babası cephede kalan çocuklara...

Fakat güç oluyor bu işler
Güç oluyor yalan söylemek...




LALE


Ellerimle soydum seni, ilkyazın
Taç yapraklarını açması gibi
Nar gibi diş dişti tezcanlılığın.

Ah şakıyan ormanı solukların
Öpüşün, bakışın yüreği
Soran, diri sessizliğinde.

İsteğinin damı uçmuştu göğe
Uğultulu sarı kelebeklerdi
Dört bir yanından boşalışın.

Bağladım seni dişlerimle
Doymak bilmez ipek böceği gibi
Ay gibi yarıktı kırmızılığın

İki dilim lale döşekte.




ASMA


Denize bakıyorduk ikimiz de
Çocukluğun ve ben. Kayık limanı
Şaşırttı düşüncemi zamanlardan.

Burda mutluluk bir kalıttır
Alnının değdiği eski denizden
Köpükten, geleceğin saklandığı.

Öpüşmeyi bilmezdin, bilmediğin
Gibi yedi renkli asmadan
Yapılmış burcu yok sevdayı.

Yanmış kömür yükünü düşüncemin
İndirdim yalısız kıyıya.
Bir midyeydi açtım zamanı

İçindeydi zamanı ikimizin.




YANYANA


Bu gürül gürül otların yanı başında
Ağacın gölgesine değdi değecek
Tam şeftalinin kokusu başlarken
Öpüşmeye kıl kadar bitişik
Akarsuyun burnunun dibinde

Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence




TELGRAFHANE


Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın




ISLIK ÇALMAK


Balıklar için deniz lazım
Sevişmek için işsiz olmak
Ve geceleri yatakta
Duymamak için tabanların sızısını
Zengin olmak lazım

Oysa ıslık çalmak için
Bir şey lazım değil





ŞAİRLERE DÖN

copyright by image and more
     
Anasayfa

Şiirlerim
Şiirleriniz
Şairler
Yabancı Şairler
Halk Ozanları
Denemeler
Sesli Şiirler
E-Kart
Dört Dörtlük

Fotoğraflar
Karikatürler
İlginç Resimler
Animasyonlar

Hikayeler
Güzel Sözler
Sevgiye Dair

Medya Linkleri
Nevşehir
Linkler
Biyografim

     
LOTTO şans sayılarınız için tıklayın!