Ziyaretci defteri İletişim Chat
                Menü

GÜLTEN AKIN hayatı ve şiirleri








1933'te Yozgat’ta doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladı. 1955'te Ankra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1956’da evlendi. Beş çocuk büyüttü. 1958-1972 arasında eşinin görevi nedeniyle Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Yardımcı avukatlık, avukatlık ve öğretmenlik yaptı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu. Türk Dil Kurumu’nda dil uzmanı olarak görev yaptı. Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. Şimdi yalnızca şiirle uğraşıyor. Yazdıkları başka dillere çevrildi. 40 kadar şiiri bestelendi. Doğa, ayrılık, sevgi, kadın sorunları gibi temaları işleyen ilk şiirlerini 1956'da "Rüzgar Saati"nde topladı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı. Şiirlerinde büyük ölçüdü folklor öğelerinden yararlandı. Şiir üzerine yazılarını biraraya getiren "Şiiri Düzde Kuşatmak" (1983) kitabında, halk kaynağına inme isteğini, "Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar.



ANNELER İLAHİSİ

Yitiğin tartıldı orda burda
bozuk mu düzgün mü tartılarda
durdun
söylenmemiş, anlatılmamış, söylenememiş olanı
anlaşılır durdu duruşun

öyle bakıyorsun
içinde dolaştırdıkları o karışık ayna
senin çıplak gözlerine
ne kadar ne  kadar yabancı

suya düşmüş arıyı gözleyen
bu dünya düşündürmez mi
kimin hayatı kimin umurunda
oysa sarmalandın, paylaşıldın
ortasında sen gibi bir kalabalığın

Anneler olmasa kim kimi severdi
saklı tuttun o insanı insana bağlayan güvenci
yollar boyu, eskitilmiş alanlarda
solgun bir bedeni gezdirmedin Metin' in annesi



ANNESİ ÇALIŞAN ÇOCUĞUN AĞIDI Attım. Boyalar ne işe yarayabilir Yalnızlık için karadan başka Hangi rengi kullanabilirim Kuru masa, donuk tavan, somurtuk halı Solgun durmalı resimlerim Pencerem kuşları çekmiyor Soluğu azaldı nergislerin Üç tarak olsa taranmaz Yuku-Lilinin saçları Ben annesi çalışan bir çocuğum Yollarda damlarda eski yazdan kalma Mavi çizgileri kar gelir kapatır Sustum. Sevincin sesleri de Bir iki deneyip susacak Duvar diplerinde kedisel çığlıklar Bahçelerde çirkin kasımpatları açmalıdır

AŞK Sıfırda insancıl yaşamamız başladı Sıfırda koptun kayboldun aradık Sessiz ya da rüzgarlı kıyılardan Sana seslendik kör kuyu Yokluğun orda çiçeklerde Dünya seninle de sensiz de aydınlık Başka tutkularımız var beraber yalnız Yokluğun orda yaşamamızda Varlığın orda, yoksa gecelerimiz bizimdi Ellerimizi bir yere koymayı bilirdik Ağlamayı bilmezdik kendimizi öldürmeyi Varlığın orda yaşamamızda

AYRINTILAR İLAHİSİ Ben neyi kimden aldım, nerden aldım her şeyi bir yerden aldım yorgunum yorganım uzakta dışarda sabrımı bolca verdiler içerden aldım sözler gelip geçsin diyedir, öfke sen bekle örselendim ağrıdın oyuldun, henüz değil ölüm ten bekle bağırmalıyım, çığlığım kıştan ilkyaza değmeli A yasak, hayır korkulu, evetten usandım Mecnun masaldan atılmış -tele şov- milyonla kopyeye bölünmüş Leyli suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka sandım ki gülümser maskeleri suretler sandım durur muydum bu gömütlükte neyim var tuhaf dedi çılgınca tuhaf ayrıntılar, paslı sürgüler, yosunlu taşlar ya altındakiler ardındakiler Gültene kandım

BİR GÜNEYDOĞU AĞIDI İlk bu sabah İlk bu sabah göğü görmedim İlk bu sabah kaysı çiçeklerini Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi Efendim, ev sahabım Karacamı suya indiremedim Şahanım uçurdum döndüremedim Dağlar Enikli kapılar kitlendi Taş avlular sustu, ben sustum İlk kez bekledim ölümü Dostu bekler gibi bekledim Dağlar Benim acım acıların beyidir Canıma bir doru kısrakla gelir Öfkeyi sabırda eritir Umut yer Suyunu gözümden içer bir zaman Dağlar of dağlar

BİR KAYIĞA BİNER GECELERİ Tadını, yağmura duygulanmanın Paylaşır kuşlarla biri gizlice Gülmesini tutamamış bir sincap Sallanır utanç bahçesinde Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen Uzun sokakların ucunda evleri İlk denemelerden geri dönülmüştür İtildikçe, içe durduğu bilinen Bazı dostları yitirmeye gidilir Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen Bir kayığa biner geceleri Sığlıkta o kadın tek başına Dua biçiminde inceltir korkuyu Sunar içtenliksiz, tanrısına Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen

ÇAĞRI Evler büyük dedikçe büyük Ben insanların en garibi Uzağı ilk defa kavradım Görür yahut dokunur gibi Eski bir saçakta kuşlarla Yele yağmura karşı oturdum İç içe daireler çiziyor İçine adını yazıyorum Gün uzun türküsünü bitirdi Karlı dallara yürüdü karanlık Yalnızlık çekilmez bu vakit Delirdi denizde yosun çayda balık Gel artık

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ III Sana büyük caddelerin birinde rastlasam Elimi uzatsam tutsam götürsem Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak Anlasan Elimi uzatsam tutamasam Olanca sevgimi yalnızlığımı Düşünsem hayır düşünmesem Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü Yağmur yağar akasyalar ıslanır Bulutlar uçuşur geceleyin Ben yağmura deli buluta deli Bir büyük oyun yaşamak dediğin Beni ya sevmeli ya öldürmeli Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden

ESKİ NİNE Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne var mıdır ölüm yok eder göç değiştirir kendisi kalamaz kimse sarp ve suskun ninelerden başka onlar kimi zaman sırtlarında kimi zaman sımsıkı kucak hâlâ evin bebelerini avutmada kimse kendi gibi kalmamıştır o seven sevilen amca döner bir gün apansız, bırakılan kente herkesin doğduğu evi haraç mezat açmıştır izinsiz eski sandığı artık başkasının olan evin avlusunda tüccarı değildir bilemez nesi kaç para sedef nalın, oyma kutu fildişi tahta kehribar tarak toka mum bebeği kızın, armağan çıngırak, ilk elbise (naylon girmemişti daha saf hayatımıza) sonra görülecektir birinin evinde mor fanussuz lâmba ötekinde mor fanus (ah yağma) arar lâmbayı fanus fanusu lâmba uzağında sahibinin kirlenir porselen kırılır sırça mor ipekten kenarıydı bir kırlentin moru solmuş ipek ezilme derdinde anılarından utanan çocuk yaşlanınca şaşar kendine sözcükler dizerek barışır diliyle söyler, anlaşılır

İLKYAZ Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı Bakıp kapatıyorlar Geceye giriyor türküler ve ince şeyler "Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz sisin dere ağızlarından sokulup akşamları Fındıklarımızı basıyor Neyleriz kararan tomurcukları Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz Tecimenlere yalvarıyoruz: Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz Bir banka az çiziniz bir yalvarma Bizden size ve sizden dışardakilere Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye -Evet efendim- Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet Yazların motorlu çingeneleri Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş Toprağa tutku, kendinden dolayı Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde -Bilmiyoruz neden kavga. Sonra kasabanın cezaevinde Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz Günlerimiz iterek genişletiyoruz Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye Durup ince şeyleri anlatmaya Kimselerin vakti olmasa da Okulların kadın öğretmencikleri Tatil günlerini çoğaltsalar da Kutsal nemiz varsa onun adına Gözlerimiz için bağlar dokusalar da Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide Açmaya ilkyaz çiçekleri Bir gün birileri öte geçelerden Islık çalar yanıt veririz

KESTİM KARA SAÇLARIMI Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön Yasaktı yasaydı töreydi dön İçinde dışında yanında değilim İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi Bu nasıl yaşamaydı dön Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti Tutsak ve kibirli -ne gülünç- Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen - Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım Günaydın kaysıyı sallayan yele Kurtulan dirilen kişiye günaydın Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi Bir yaşantı ile karşılayanlara Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum

KOÇAKLAMA Bir çağ ki öyle en olmıyacağı Kuşatır yasaklar üstünü örter Susuz bir tavşansın dolanırsın Suya değerken ayakların Masalsın korkunçsun, eskisin masalsın Örtük odaların iç içe odaların Üşür senden uzakta senin yanında korkar Tay bacaklı, sıpa gözlü bir kadın Pis ya vurmak, incitmek kötü ya -Gülünç ya öyle bulmadığı bazılarının- Kaygısız yaşamanın ormanlarında Sen avcı olsan avlanamazsın

KÜÇÜK KIZIN TÜRKÜSÜ Küçük, küçücük bir kızken Unutacak mısın yüreğim Bir kurdele bir pabuç yüzünden Unutacak mısın yüreğim Şimdi de onulmaz korkundur Evde ekmeğin tükenmesi Un biter, ekmek biter, gelsin ödünçler Unutacak mısın yüreğim Başın dönerdi sabahları Her atılan bomba bir parça Yiyecek alır giderdi İkinci Dünya Savaşı sırtından geçti Unutacam mısın yüreğim Birçokları kahraman oldular Büyük oldu adları Kara binitleri sırtından geçti Unutacak mısın yüreğim Birçokları kahraman oldular Büyük oldu adları Kara binitleri sırtından geçti Unutacak mısın yüreğim Şimdi çocukları doyurup giydirdikçe Parklara, çarşılara götürdüğünde Kendini, kendi çocukluğunu Unutacak mısın yüreğim Dünya uçurtmayla balonken Kırmızı ve mavi tayfın bütün renkleri Sana zehir zindan edenleri Bağışlayacak mısın Sen, senin adına bağışlayabilirsin O zaman Ottan ve açlıktan ve bilcümle haşereden Cümle dertten hastalıktan Ölenler ve kalanlar seni bağışlamayacaklar Duyuyor musun yüreğim Unutma sakın unutma Bağışlama sakın Sakın düşmanını sevme, sakın susma Bekle büyük kavgayı bekle Anlıyor musun yüreğim.

MERNUŞ'UN TÜRKÜSÜ Tomurcuk patlarken dağıttığı ışığı Tay büyürken dağıttığı ışığı Gülü gül diye sevmeyi Çok var dostum gibi özledim Güz geldi geçti Sarı yaprak kuru dal derlendi Sırtını ağaca verdi bahçıvan Oturdu kendine tütün sardı İnce sular yatağını buldu Gök duruldu Ben güzü görmedim Göğü görmedim Dalı bahçıvanı görmedim Sonuncu Roma da eskidi Taşa kesti Mernuş, Tebernuş, Kıtmir Oysa çıldırmanın çağıdır Aç sımsıkı çektiğin perdeleri Ölümlerle zulumlarla Sarsma bedenimi öyle Daldığım kan uykudan Usul usul uyandır

OĞLANIN TÜRKÜSÜ Bizim erkeklerimiz Dört mevsim bahar gibidir Sevişirken yeniden doğar gibidir Al atla savaşa girer gibidir Güzel olur çocuklarımız Çokturlar, çabuk boylanırlar Bir aylıkken güler, ikisinde türküye dururlar Beşinde sığırtmaç, yedisinde sevdalıdırlar On birinde düğüne ve rakıya ve mavzere Olursa kır, olmazsa doru. Yirmisinde, dokusu bir meydanlarda ölürler Ey gerçek sesimiz ey büyük kavga Umut iki midir, bir midir? Düşman şaşkın mıdır, kör müdür? Kurşun yediveren gül müdür? Vurulan ölmüyor, bu nasıl vurma? Ey gerçek sesimiz en büyük kavga Dağlarda suskunluk sürmeli midir? Hayınlara aman vermeli midir? Marşlar alanlarda durmalı mıdır? Sesi iletmiyor, bu nasıl hava? Derken, mutlu uykulara yatamayanlar Yirmilerde yar elini tutamayanlar Dağa başlarlar. Dağa başlarlar, çete düşlerler Burda olmazsa orda Vurur gider yadellere varırlar Bu gerçek sanımız, bu büyük seva Sabah ılımında üveyik midir? Akar suda kayık mıdır? Bir alaca geyik midir? Çeker götürür kana. Haksızlık nerde olursa olsun Zulüm nerden gelirse gelsin Barışla, sevgiyla olmayacaksa Ey gerçek sesimiz, ey büyük kavga Yankılan dağdan dağlara Yankılan dağdan dağlara

SENİ SEVDİM Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim "Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil Nasıl yürür özsu dal uçlarına Ve günışığı sislerden düşsel ovalara Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü Yitik ceren arayı arayı anasını buldu Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar Ve onların yoğun boyunlu kadınları Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz Senet senet satılmadan önce Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp Tanrı parsellenip kapatılmadan önce Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

SEVİ DİZELERİ Özlemi beş geçe de Ölüme yarım kala Uslu dost dalgın yörük Bir yol da bize uğra Okşadın düzledin dağları Biçtin dağıttın yelleri Güzel dost çılgın yörük Bir yol da bize uğra Yanağın zemheri ayı Yarpuz ve fesleğen Yüzünü yüzüme daya Beni sana bağlayan ipeği Soluğunla dirilt Derdimi kimseye vermek istemem Erincimi paylaş Artık sormuyorum, biliyorum - O geçti mi burdan? Aramızdaki ipek hışırtısından Bereketli buğday kokusundan Süt kabartısından Masaya düşen güneşten Sesin sesime katışıyor

SIĞDA Sokağı beğendim mi bir bakıp pencereden Çıkıp gitmek olmalı özelliğim bu benim Senin durman, küçük sevinçleri yaşadığımızın Ey yağmur, ey sevdiğim Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Uzaktan en uygun ballı yemişleriyle Tutup ötmeye ceylan, barınmaya kulübe Küçük şeyler ormanına bir güven bir güven Böyle yanılma hiç görmedim. Ürküt kara martılarını kıyımızın Yankılan, mutlu kayığımı sığdan kurtar Ey ses, ey yakın geçmişe ağzımla verdiğim.

ÜŞÜMEKTEN DEĞİL KORKU Yorgun savaşçılarız, yengiler eskitti bizi Utanırız tadına varmaktan içkilerimizin Biri bütün güneşleri toplar, vermeye bekletir Üşümekten değil korku, ısınır olmaktan Yorgun savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi Tutulmuş dağ yolları oklar ve tuzaklar Biri dostluk adına bağışlar çirkinliğimizi Düz yollara düşeriz yeniden oksuz ve tavşansız Yılgın savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi

YAĞMUR YAĞMUR Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Bunca siste bunca ıslak serçe Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş Düz yollara inen son kaçkın, son eşkıya Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır. Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır? Oyun biter, o kesin güz çizgileri Sevgi, bir de ölümle örselenmiş Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

YAZ Sevdiğim yaz geldi yine Karıncalar ve sineklerle çıktık yeryüzüne Barbunla lüferle marulla zeytinle Uzaklarda kaldı nisanları basan sis, bun, yağmur Karadeniz'de bir mavi, çocuklar sevinsin diye Şairler sevinsin diye sevdiğim, yaz geldi yine Altmış sekizdeyiz. Kırkı ve elliyi gördük. Altmışın içinde yaşadık, suç işledik Bildiriler. Beş Mayısta Saat Beşte Kızılay'da Ve hepimiz biryerlerde işi olan Ankara devrime üs kimliğinde Yedi yaşındaydık kırklarda, üç yıl gittiler askere Övündüler savaşa girmedik diye, hâlâ övünmedeler Yedi yaşında kuraldır aç gitmek okula Çürüyen buğdayların yanında, kürklerin ve pırlantaların yanında Aç gitmek okula, öğlen belki bir simit bir portakalla Sıska olmak, çirkin olmak, utanmak ayağından -Ki sürer gider etkileri sonra- Dişlerdeki hastalıkla saçlardaki hastalıkla Ellerde sırasız titreme ve çarpıntı Ürkme utanmaktan utanmaktan Şeker bulamama top bulamama bebek bulamama Defter kalem kitap günler süren ağlamalarla -Ki her yalnızlıkta sürer gider sonra- Övündüler: -Savaş bizden uzakta Savaş bizden uzakta, bizim hünerimiz ve aklımızla Öyleyse bir villa daha, bir kürk daha, bir avrupa daha Kara taşıtlarda bembeyaz besili kahkaha Bir demet maydanoz bir sepet yumurta bazan da Aylık elli lira ve asker tayını doksan kuruş karşılığında Kara kara kara Ankara Dışarda savaş.Yeni bir roma yapılırken Eski bir roma yıkılmada Kurtların türküyle gezindiği bir dünya Ve köpekler uzun bir bahar kızgınlığında Kan, ateş, bitmeyen açlık, çürüyen Avrupa Tröstleri, bankaları, borsalarıyla Erdem ve yiğitlik ve kancıklık en keskin yanlarıyla Ve Asya, Asya ağır bir kuştur uzun uykularda Pay verir bir yerlerinden, uyusun diye boyuna. Yıl Elli. Yaz gelmişti sevdiğim yine Sanmam ki yaş onyedi olsun o yaşlılığımızla Sanmam ki o kadar olsun çocuk kalmışlığımızla Kim karıştırdı herşeyi, ne hakla, ne diye Nasıl birikmiştik bu kadar acele Sevgiyle, utançla, boşvermeyle, kinle Bağışlamayla, bozan sulandıran bağışlamayla Mayıslar güzeldir.Yiğittir taş yontucular Suları delikli taşlardan geçiren Türkücüleriyle, küfürbaz balıkçılarıyla Mezar kazıcılarıyla, salyangoz devşiren kızlarıyla Geveze ve güleç kadınlarıyla, yün iğiricileriyle Kıran görmüşleriyle, açıkgöz pazarcılarıyla Hele devrimcileriyle, hele devrimcileriyle Yanıla yanıla yanılmaz olan devrimcileriyle Mayıslar güzeldir. Oynar sabahlaradek baylar ve bayanlar kanser adına Acınır körlere ve yoksullara makbuz karşılığında "Eşsiz insan ve değerli" kara manşetler İşsiz işadamlarına Yaz geldi sevdiğim naftalinli giysilere Küflenmiş turşulara bozulmuş reçellere Otura otura kokmuş bilinç uzmanlarına -Ey kendini kimya sanan o geçersiz kimya- Aptalıyla, âşığıyla, dertlisiyle Kalem kaşlısıyla başı bitlisiyle Naylon çoraplısı uyuz atlısıyla Yaz geldi Anadolu'ya Anadolu'ya Ey kendini kimya sanan o geçersiz kimya Sen otur yerinde, sakın kıpırdanma Bir toplumcu İsa gibi uğra arada bir Kıyıda dur, ortada bulunmak için sırasında Mayıs kendi sularından iner Anadolu'ya Mayıs kendi dağlarından iner Anadolu'ya Sevdiğim yaz geldi yine

YİTİKLER GECESİ Şimdi dünya boşlukta yavaş Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın Rüzgâr uslandı doruklarda Dağ çiçekleri uykuya vardı Ay bacadan aştı uyumaz mısın Bir ıslak serinlik yürüdü Kara sokaklardan içeri Çıtırdadı durdu bütün gün Ayaklarının altında bir şeyler Bütün gün ölüler gibi sustun Bilsen ötesi aydınlık çizginin Delice yakardın eski şiirlerini Bir tutam bulut iki damla yağmur için Yeniden sevinirdin içten içe Bilsen ötesi aydınlık çizginin Bu hal senin halin değil Bütün gücünü yitirmiş Bu hal senin halin değil Yaşamanın kendisini yitirmiş En insan yanıyla sana dönük Dost dediğin ne gün içindir Unut uzağı olduğu yere Kaldır yatağından vakitsiz Kaldır başucuna getir Şimdi dünya boşlukta yavaş Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın Rüzgâr usandı doruklarda Dağ çiçekleri uykuya vardı Ay bacadan aştı uyumaz mısın


ŞAİRLERE DÖN
copyright by image and more
     
Anasayfa

Şiirlerim
Şiirleriniz
Şairler
Yabancı Şairler
Halk Ozanları
Denemeler
Sesli Şiirler
E-Kart
Dört Dörtlük

Fotoğraflar
Karikatürler
İlginç Resimler
Animasyonlar

Hikayeler
Güzel Sözler
Sevgiye Dair

Medya Linkleri
Nevşehir
Linkler
Biyografim

     
LOTTO şans sayılarınız için tıklayın!