ERHAN TIĞLI








    RÜYA GÖRMEK

	Rüyalar yani düşlerimiz yaşamamızın tuzu biberidirler. Gece bizi onlar eğlendirir, oyalar. 
	Kimi zaman da uyanıkken rüya görür, acı gerçeklerden sıyrılırız. Atalarımız korkulu düş görmektense 
	uyanık durmak iyidir, demişlerdir. Gece çok ağır yemek yemiş, karnımızı tıka basa doyurmuşsak, 
	bir de çok etkilendiğimiz olaylar benliğimizde yer etmişse korkulu düşler görürüz. Çocukluğumdaki 
	sünnet olayı içimde yer etmişti. Rüyamda kendimi sünnet oluyor görürdüm sık sık. Daha sonra 
	askerlikten de etkilendim. Rüyamda kendimi tekrar askere alınmış görmeye başladım uzun süre.
	Sadece rüya görmekle yetinmemeli, rüyalarımızı, hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışmalıyız. 
	İçinde yaşadığımız dünya sınırlıysa gördüğümüz rüyalar da sınırlıdır. Atalarımız boşuna, 
	“Aç tavuk rüyasında kendini arpa tarlasında görür” dememişlerdir.
	Rüya yorumcuları görülen rüyalardan çeşitli anlamlar çıkarırlar.
	Bir zamanlar politikacılarımız “Amerikan Rüyası” görmüşler, küçük Amerika olmaya heveslenmiştik. 
	Onlar da Amerikan yardımı olarak bozuk süt tozlarını, barış gönüllüsü adıyla casuslarını yollamışlardı 
	memleketimize. Bu rüyayı hâlâ sürdürenler var. Bir yenisi eklendi. Şimdi AB rüyası görüyoruz. 
	Bakalım bu rüyadan ne zaman uyanacağız?
	Ancak büyük sanatçılar, bilim adamları büyük rüyalar görürler. Düş gücü yüksek sanatçılar yeniliklere 
	yelken açar, değişik şeyler ortaya serer, ilgi toplarlar. Sanatçılar gerçekçi olmalı, gerçeklerden 
	söz etmelidir. Politikacılar gibi masal anlatarak halkı oyalamamalı, hayal dünyasında dolaştırmamalıdır 
	ama rüyalara da ihtiyacımız vardır. Monotonluğumuzu rüyalar giderir, hayaller süsler, daha çekici bir 
	hale getirir.
	Nurullah Ataç, “Düşe Çağrı” adlı yazısında gerçekçi edebiyatı sevdiğini ama bizi alıp düşler acununa 
	götüren bir edebiyatın da gerekli olduğunu yazar. Çevremizdeki biteviyelikten kurtulmak, bıktığımız 
	için çirkinleşen biteviyeleşmiş güzelliklerden sıyrılmak, bizi kuşatan duvarları yıkmak için düşlere 
	yönelmemizi, sanatçıların yeni hülyalar kurabilmemize yardım etmesi gerektiğini belirtir. Fransız 
	düşünürlerinden Jules Soury’yi bir gün yolda görmüşler.
	“Bütün masalları çürüttüm, yıktım. Masalsız kaldım. Bana masal verin, masal verin bana, masalsız 
	yaşayamıyorum!” diye bağırıyormuş.
	Ataç şöyle diyor: “Çıldırdı demişler onun için. Belki de çılgınlıktan o gün kurtulmuştur.”
	Aklımı kurcalayan bir soru var. Hepimiz gerçeklerden hoşlanırız, gerçekçi olmak isteriz ama nedense 
	acı gerçeklerden söz eden politikacılara değil de, hayaller kurduran, yalan söyleyen, düş gördüren 
	politikacılara oy veririz. Neden acaba?..
	Bir şarkıda, “Gidiyorum işte gör/ Hayalde gör düşte gör/ Hiç bilmedin kadrimi on parmağı kınalım/ 
	Bir zalime düş de gör” diye dert yanılıyor.
	Bir zamanlar yazdığım bir şiirde vefasız bir sevgiliye şöyle seslenmiştim:
	“Seni sevmiyorum diyorsun
	Hadi öyle olsun!
	İyi ama rüyalarıma
	Niçin giriyorsun,
	Seni kırmızı mumlu mektuplarla
	Davet eden mi var?”
	Her şey kararında olmalı. Fazla gerçekçi olursak ruhumuz kararır, karamsar oluruz. Fazla hayal kurar, 
	düşlerle oyalanırsak ayaklarımız yere sağlam basmaz, rüyalardan çabuk uyanır, neye uğradığımızı şaşırırız.
	Rüya görmesini bilmek de bir marifettir.
	“Cennet olur bu dünya/ Sevmesini bilene
	Gerçek olur o rüya/ Görmesini bilene.”
                                                                               
                                                                               
    Erhan Tığlı-erhantigli@mynet.com