MEHMET NURİ PARMAKSIZ




SERBEST ŞİİRİN YAZIMINA DAİR BAZI TESPİTLER ve TEKLİFLER


Şiir kavramı ve şiire dair tartışmalar-sanırım- hiç bitmeyecektir. Mana, biçim ve vezin noktasında, her şair kendine göre bir fikir beyan etse de, şiirin estetik bir yapıya dayanan biçim ve ses güzelliği olduğu inkar edilmez bir vakıadır. Kanaatimce devrimizin şekil(form) açısından zevki “Serbest ” şiirden yanadır; yalnız, serbest tarzın şairlerimiz tarafından yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. İlk önce şunun bilinmesi lazım: Serbest şiir, vezinler içinde en zor olanıdır ve bu tarzı bir “başıboşluk” olarak algılayanlarla, “serbest” kelimesini kendine göre yorumlayanlar yanlış yoldadırlar. Şiirin ciddiyetine varmazsak, yazdıklarımız bizler için bir hatıra olmaktan öteye geçemez. Amacımız, gerçekten şiir yazmaksa, okumak, araştırmak, daha önceden yazılmış şiirleri incelemek ve şairlerin “büyük” şiire ne kadar zor ulaştığını anlamak hatta tecrübe etmek lazımdır. Tabi, bunları söylerken, şairlik için olmazsa olmaz olanın, en başta, istidat olduğunu belirtmeliyim. Mehmet Turan Yarar, bu konuda şöyle söylüyor: “ Ruhumuzda şairlikten eser yoksa biçim ne yapsın?” İlk önce şuna karar vermeliyiz: Şiiri, bütün güzellikleri içinde toplayan bir vadi olarak düşünelim. Biz, bu vadiyi uzaktan seyretmekle mi yetineceğiz? Yoksa, bu vadinin içine girip, o güzelim çiçekleri yakından görüp, o temiz havayı teneffüs mü etmek istiyoruz? Sanırım, herkes ikincisini tercih edecektir. İşte o zaman, bilgi olmadan, teknik olmadan sadece gönlümüzden gelen sesle güzel şiir yazabileceğimizi zannetmek biraz safdillilik olur. İşi tesadüflere bırakmaktansa, yeteneği olanların bunları öğrenerek ve kendilerini geliştirerek şiire devam etmelerinin daha iyi olacağını düşünüyorum. Yoksa yetenek zamanla körelebilir ve istidadımızı bilgiyle beslemezsek tekrara düşebiliriz. Bu hem şiire zaman ayıranlar, hem de Türk şiiri için bir kayıptır. Lafı fazla uzatmadan, serbest tarzda yazdıkları şiirlerle tanınan şairlerimizin bu form içinde neler yaptığını ve neler yapılabileceğini ortaya koyalım; yalnız tespit ve tekliflerimin serbest şiir için değişmez doğrular olduğunu söyleyemem. Şairlerimizin bu örneklerden hareketle, kendilerine göre bir tarz geliştirebileceklerini düşünüyorum. Her zaman söylediğim gibi, şairler, şiirdeki teknik ve estetik yapıyı bildikten sonra, tercih ve kabullerinde serbesttir. 1- Günümüz şairlerinin, serbest tarzı kullanırken çoğunlukla şiirlerini uzun yazdıklarını görüyor ve Türk şiiri adına üzülüyorum. Yanlış anlaşılmak istemem; serbest şiir uzun yazılmaz demiyorum. Demek istediğim, şiiriyeti, anlam bütünlüğünü ve orijinal söyleyişi sağlayabildiğimiz ölçüde şiiri uzatmamızdır. Heceli ve aruzlu şiirlerin, belli bir kalıbı ve estetiği olduğundan bu şiirlerde şiiriyeti sağlamak kolaydır. Örnek: Han Duvarları, Monaroza...vs. gibi. Fakat, Orhan Veli’nin çok çok uzun bir şiiri yok; şiiriyeti sağladığı oranda şiirleri uzun.Atilla İlhan, zaman zaman gereksiz yere şiiri uzatmış olsa da, hafızamızda yer eden şiirleri, şiiriyet sağlandığı ölçüde uzun.Örnek: Ben Sana Mecburum..vs. gibi. Hülasa söylemek istediğim, uzunluk ve kısalığın sadece mısra sayılarına bağlı olmadığıdır; şiiri, az sözle çok şey anlatmak olarak düşünürsek, bu söylediğim daha net anlaşılır. 2- Geleneğimiz incelendiği zaman,-istisnalar hariç- hece ve aruzla yazılmış şiirlerin bir mısraında bulunan hece sayısının, en çok “16” olduğunu görürüz. Bu, geleneğin estetik noktada oluşturduğu bir kriterdir. Mısralarımızın “16” heceden fazla olması şiire ne zarar verir? Açıklayayım: Her dilin kendine göre bir musikisi vardır. Şiir geleneğimiz öyle rasgele kurulmamıştır. Mısra içersinde, ritim,ahenk ve sesi bozacak uygulamalardan kaçınmalıyız. “16” heceden sonrası tehlikelidir; çünkü mısramız cümleye dönebilir, şiirimiz düzyazıya yaklaşabilir. Nesir ve nazım, birbirinden farklıdır ve şiirde kullanılan anlatım dolaylı, nesirde (düzyazıda) ise doğrudandır. Bu konudaki örneği, Sezai Karakoç’tan seçtim: “ Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı-Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat. ( Kapalı Çarşı Şiirinden). Burada şiirin manası güzel olsa da, kanaatimce mısranın yapısı bozulmuş ve mısra cümleye dönüşmüş. Yeri gelmişken, bir mısra içersinde, üç veya daha fazla açık heceyi yan yana getirmesek, mısranın içindeki musiki artacağını ve serbest de olsa şiirin bestelenme şansının çoğalacağını söyleyebilirim. 3- Serbest şiirde kafiye olmaz demeyelim ve belli ölçüler içinde ama çok fazla göze batmayacak şekilde, kafiyeyi ve ses benzerliklerini kullanalım. Bu şiirimizde hem musikiyi artıracak, hem de şiirimizin ses olarak güzelleşmesini sağlayacaktır. Ayrıca kafiye, şiirlerin ezberlenmesini ve akılda kalmasını da kolaylaştırır. Serbest şiir içersinde yarım kafiye de kullanılabilir ve bu şairin tercihine bağlıdır. Oktay Rıfat’ın, şu mısralarını örnek olarak verebilirim: “ Kasımpaşa kıyıları tersane- Bir kız sevdim alimallah bir tane- Her dem sevdâlıya kız mız bahane...(İstanbul Türküsü’şiirinden) 4- Serbest şiir içersinde hecenin duraklarından da yararlanılabilir. O. Veli bile, “Anlatamıyorum” şiirine, “ Ağlasam sesimi duyar mısınız” diye başlıyor. Heceleri sayarsak sonuçta, 6+5 olduğunu görürüz. Bu özelliği, mısraları kurarken, bazı mısralar arasında bağlantıyı sağlamak ve şiire bir akış kazandırmak için yapabiliriz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu mısralarına bakın: “ Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım- Gün kasvet gece kasvet.- Bulutlar sisler içinde bunaldım- Gök mavisine hasret.”( Şaşırdım Kaldım şiirinden) Birinci ve dördüncü mısrada 11’li; ikinci ve dördüncü mısrada 7’li hece kullanılmış. Arif Nihat Asya’nın ve O. Veli’nin serbest şiirleri incelendiğinde bu örnekler çoğaltılabilir. 5- Serbest şiir yazarken , aruz kalıplarını kullanmak şiir içersideki musikiyi artırır. Bu konuda, O. Veli, Arif Nihat, Behçet Necatigil, Bedri Rahmi,Cahit Külebi ve bir çok şairi örnek verebilirim. Bakın O. Veli’nin şiirlerindeki aruz kalıplarına: O- tur-muş da bir tür- kü tut- tur- mu-şum ( İstanbul Türküsü şiirinden) Fe’û lün/ Fe’û lün/ Fe’ û lün / Fe’ lün Ga- rip-li-ğim du-yur-ma-yın a- na-ma ( İstanbul Türküsü şiirinden) Me fâ i lün/ Me fâ i lün/ Fa i lün El ko-nu-şur se-vi-şir-miş ba- na ne? ( İstanbul Türküsü şiirinden) Müf te i lün/ Fa i lâ tün/ Fe i lün 6- Mısra içersinde ses oyunlarına( asonans ve aliterasyon...) başvurmak, mısranın ses güzelliğini artırır. Serbest tarz şiirleriyle en çok Orhan Veli tanındığı için örneği yine ondan vereceğim: “ İstanbul’da Boğaziçi’nde, Bir fakir Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Tarifsiz kederler içinde” ( İstanbul Türküsü şiirinden) Bu şiirde kullanılan sesli ve sessiz harflere bakalım: 5 tane “l”; 6 tane “a”yı rasgele kullanmış diyebilirsiniz ama 13 tane “i”yi tesadüfen kullanmıştır diyemezsiniz. Hele hele de, ilk ve son mısranın 9 hece oluşuyla “ Bir fakir Orhan Veli’yim” mısraındaki aruzun “Fâilâtün Fâilün”kalıbına ne diyeceksiniz. Bunlar tesadüf olamaz herhalde. 7- Tekrarlar, ikilemeler ve rediflerden de yararlanmak, şiirin hem ses, hem de musiki gücünü artırır. Zeki Ömer Defne’nin şu mısralarına bakın: “Ziller çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir. Zil çalacak, ziller çalacak benin için ........ Ama ben, artık artık gidemeyeceğim.” (Ziller Çalacak şiirinden) Ya da, Cahit Külebi’nin, şu şiirindeki, mısra tekrarlarına bakın: “Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Sonra âlem değişiverdi Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak. Mevsimler ne çabuk geçiverdi Unutmak, unutmak, unutmak.”( İstanbul şiirinden) Arif Nihat Asya’nın, meşhur “ Bayrak” şiirindeki ikilemelerin şiire kattığı güzelliğe bakın: “Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.” 8- Günümüz şiiri içersindeki şairler, “imge” diye bir kavramın peşine düşmüşler. Bu konuyu derinlemesine araştırdım ve gördüm ki, herkesin “imge”den de anladığı farklı bir şey. Ortaya yeni bir güzellik koymak – ki bu yönüyle imge, bir anlamda hüsn-i talil sanatını hatırlatıyor- orijinal bir söylem yakalamak veya bir düşünceyi bir anlamda sembolize ederek anlatmak, imgeyi oluşturuyor herhalde. Kanaatimce, bu imge denen şey, Divan şiirindeki “mazmun” kavramının, günümüzdeki çağdaş yorumudur. Bu konudaki tavsiyem ise, adına ister imge, ister mazmun diyelim, söyleyişi güzelleştiren ve anlama güç katan -ki burda anlatmak istediğim, az sözle çok şey ifade etmektir- her özellik kullanılabilir. Şair,özellikle anlatıma güç katan edebi sanatlardan mutlaka yararlanmalıdır. 9-Şiiri süslü söyleyişten kurtulmak, sıfatlar dışında tasvir öğesi kullanmamak, sade ve basit bir anlatım tarzını “sehl-i mümteni” ( Yunus’un şiirleri böyledir, anlamı, görünüşte söylenmesi kolaymış gibi görünen ama söyleyemeye kalktığımızda zorluğu anlaşılan demektir.) oluşturacak şekilde kullanmak da, şiire anlam ve ses güzelliği verebilir. Hepimizin, zaman zaman kullandığı bir cümleyi , O. Veli, bakın ne güzel şiirleştirmiş: “Deli eder insanı bu dünya Bu gece, bu yıldızlar, bu koku Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.” Mısra, basit gibi kurulmuş gözüküyor. Üç mısranın toplamı bir cümle aslında. Ama bunu yapabilmek, hiç de kolay değildir. İşte bir sehl-i mümteni örneği. 10- Sadece serbest değil, diğer tarzları da kullanırken, şairlerimizin kelime seçimine dikkat etmesi gerekir. Gelenek iyi bilinmeli ve gelenekten, hem şekil hem de mana olarak yararlanmaya çalışılmalıdır. Şair, şiir adına devamlı bir arayış içinde olmalıdır. Bazen tek bir mısra bile şiir olabilir. Edebiyatımız içinde bunun denemelerini, Talat Sait Halman yapmıştır; fakat tek bir mısrada şiiri yakalamak zordur, bu da bilinmeli. Bu tek mısra bazen özdeyiş yerine geçer, bazen de bir atasözü hüviyetine bürünebilir. T. Sait Halman’dan örnek: “ Dolu dizgin giden at, nefret eder dizgininden.” “ Mavidir renklerin en çok doğup en çok boğanı.” “Bir biçim bulsa bulut kendine, ağlar mıydı?” Bütün bu anlattıklarımla söylemek istediğim şudur: ------- Serbest şiirin, ismi gibi serbest ve kolay zannedilmesi, şairlerinin çoğunun şiirlerini serbest yazmasına yol açıyor. Okumadan, araştırmadan ve belli bir birikim kazanmadan, tesadüfen, gerçek manada şiir yazılabileceğini zannetmek, safdilliliktir. ---------- Dergilerde ve internet sitelerinde yazılan serbest şiirleri görünce, bu işin bu kadar basit olmadığını ve şiirin, bilgiyle desteklenmesi gerektiğini anlatmak ihtiyacı duydum. Şiirin, ne kadar ciddi bir iş olduğunun bir gün anlaşılacağını düşünüyorum. ----------Tekniklerin bilinip uygulanması, şiire ulaşacağımızın garantisi değildir. Teknikle bilginin birleşmesi doğal olmalı; şiir, gönlümüzden gelen sesin, estetik yapı içinde işlenmesinden doğmalıdır. --------- Şairler, teknikleri kullanarak özümsemeli ve zaman içinde bu tekniklerin, doğal bir biçimde, hafızasından şiirine nasıl yansıdığını tecrübe etmelidir. Yaptığım bu açıklamalarla, şiirin ve özellikle de serbest şiirin, neden bu kadar zor olduğunu anlatabildiysem, Türk şiiri adına görevimi yapmış sayıyorum.Kimseye şiirin şöyle veya böyle yazılacağını söyleyemem ama yazılanların daha iyi ve okunabilir olması açısından, bu meselelerin de bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Mehmet Nuri Parmaksız