MUSTAFA GÖKÇEK



KENTLİ OLABİLMEK (Makale)

Yıllar öncesi hatırladığım kadarıyla ilkokul iki veya üçüncü sınıftayım. Ne güzel oyun alanlarımız vardı. Beton yığınına henüz dönmeyen, doğanın talan edilmediği o günlerde yaşıtlarımla, çocukluğumuzun oyunlarını oynardık. Oyun oynayabilmek için sahamız genişti. Karışanımız pek yoktu. Ancak yine de aile büyüklerimizden olumlu-olumsuz uyarılar edinir-dik. Hem onlarda böyle uyarılarda bulunmayı kendilerine bir tür görev sayıyorlardı. Hele ak-şam, havanın kararmaya başladığı o saatler benim için zor anlardı. Salt benim için mi be-nimle birlikte orada bulunan tüm yaşıtlarım için, tüm oyundaşlarım için. Çünkü eve kapan-mak; babamızın, anamızın veya büyük kardeşlerimizin olur olmaz kızgınlıklarına hedef ol-maktı. Bu nedenle eve girmek, tüm çocuklar için bir işkenceydi.

Oysa şimdi ki güzel çocuklara bakıyorum. Eve girmek, doğası pek olmayan bir yaşamda pek işkence varsıllığını güdemiyor. Çünkü biz o an için toprağa, yeşile, öten kuş seslerine alışmıştık. Evler bizi sıkıyordu. Şimdi çocuk, oyun alanını evine taşıyorsa buna sevinmekten çok, bence yerinmek gerekir.

Yıllar önce bir bayram sabahı, bayram yerlerinde kurulan, ilk kez gördüğüm şano Varoşlarında yaşamımızı etkilediği o yıllarda, böylesine görkemli bir gösteri yerinin Varlığı, bizleri o an için çok mutlu ediyordu. Şanolarda güzel mizansenler kurulup, güzel oyunlar sergileniyordu. Salt oyunlar değil, davet edilen şarkıcı gruplarına da zaman içinde yer veriliyordu.

Ve yıllar sonra bizleri düşünceye boğan yenilikler çünkü bizler büyüdük, oyun alanlarımız değişti. Oysa benim yaşadığım, gördüğüm, bildiğim şano maalesef yerini hala görkemli bir sahneye, görkemli bir salona bırakamadı.

Çünkü kentleşmeyi amaçlarken beton yığınlarını pek yadsıyamadık. Çünkü kentleşmeyi amaçlarken, varoşların yok edilişini, yok edilmesi gerekliliğini vurguladık. Dolayısıyla yaşa-mımızda varsıllığını simgeleyen kültür eksikliğini hemen her an yaşadık. Sanırım cilalı birkaç taş, ortamı güzel yapsa da, kent görünümünü aktarsa da ne yazık ki, giyitlerimiz köylü giyitli-ğinden öte değil Sanki güzel dostlar, sözlerimiz, davranışlarımız kimbilir giyitlerimizle aynı gibi.

Kentli olabilmek, doğayı yok ederek betonlaşmayı amaçlamak demek değildir. Böyle bir anlayışla hareket insanı üzer. Oysa ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz, dolayısıyla yaşamı-mızı sürdürdüğümüz bir şehrin bireyleri olarak bizler, kültürle iç içe yaşarken farkında olmadan şehrimizi, özünde bulunan kentli konumuna getiririz.

İnsanlar özverili oldukları takdirde elde edemeyecekleri, başaramıyacakları yoktur. Bir tiyatro yönetmeni olarak şunları aktarmak istiyorum. Yıllar öncesi, çocukluğumda gördüğüm şano, yıllar sonrası ilintili olduğum çalışmalar boyutunda olmasın. İnsanlar kentleşmek denilince beton yığınlarını düşlemesin. Kültür yoksunluğu, varsıllığını taşıdığınız kent için nankörlüktür. Çünkü kültürlü olmak veya olabilmek, kent varlığını daha açığa koyar gibime geliyor.

İzmir gibi özel bir kentimizde, sahnelerimizin yoksunluğu, hala şano durumunda olan gösteri yerlerinin çokluğu, maalesef beni olumsuz yönde etkilediği gibi, sanırım konuya göreceli olan dostlarımı da üzüyor. Çünkü bizler hala kültürsüz kentli olmayı, olabilmeyi başarmaya çabalıyoruz.



© Mustafa Gökçek