AHMET CANBABA





ŞOFÖRÜ OLMAYAN OTOBÜS

Can'ın evinin önünde otobüs durağı vardı. Kimilerine göre bu çok
iyiydi, kimilerine göre de çok kötü. Elbette ki Can'a görede çok
kötüydü. Konu komşuları gelip balkonda oturacak olsalar, gürültüden
duramazlar, ağız tadıyla arkadaşıyla tavla bile oynayamazdı.
Üstelik egzoz kokusu da işin cabasıydı. Hatta kaç defa otururlarken:
” -Vallahi iyi rahat ediyorsun bu gürültüde arkadaş, egzoz
kokusu içersinde oturulur mu? Hastalanırsınız, maazallah kanser
olusunuz” dememişler miydi?
Can'a göre de kötüydü. Çünkü ağır bir işte çalışacaksın,
yorulacaksın, dört gözle cumartesiyi pazarı bekleyeceksin, 'şöyle
bir saat ona, onbire kadar uyuyayım' diyeceksin, ne mümkün.
Saat sabah altıbuçuk dedi mi; hadiii tor tor tor, zınk acı
bir fren sonra; garç gurç vites değiştirmeler, uyu uyuyabilirsen. Kaç
kez erken uyanmanın ve uyku mahmurluğunun verdiği hırsla balkona
çıkıp; otobüs şoförüne bağırmış, çağırmış belediye arabasının da
yoldan geçmesini önleyecek değil ya ama eli mahkumdu Can’ın. Değil
mi ki burada oturuyor, katlanacaktı.
İlk gecekondusunu yapıp da yazın tozlu, topraklı, kışın
topuklarına kadar çamurlu patika yollardan neredeyse bir kilometre
ilerdeki otobüs durağına kadar giderlerken sanki daha mı iyiydi?
Mahallede gecekondular arttıkça kendisi başı çekip mahallelerinden
otobüs geçmesi için imza toplayıp muhtara vermemiş miydi? Üstelikte
bunu muhtarla belediyeye gidip:
" -Çoluk çocuğumuz yağmurda, çamurda sefil perişan oluyorlar,
kilometrelerce yol yürüyorlar" diye şikayette bulunmamış mıydı?
Can belediyeye dilekçe verdikten sonra, her gece otobüsü
rüyasında görüyordu. Belediye evinin önüne durak yapmış Can uzaktan
otobüsü görünce hazırlanıyor evinin önüne gelince, bir çırpıda inip
biniyordu. Rüyasında da gördüğü için ille de kapısının önünde durak
olmalıydı. Can hep bunu düşünür olmuştu. Hiç beklemeden otobüse
binecek karısı da pencereden el sallayacaktı.
Şimdi buldu da bunuyordu. Saatlerce topuklarına kadar çamurlu
yollarda yürüyüp gittiği günleri ne çabukta unutmuştu. Şimdi işine
giderken çalar saat bile kurmadan ilk geçen otobüs uyandırıyor,
ikinci gelen otobüse kadar kahvaltısını yapıyor ve rahat bir şekilde
otobüse biniyor, üstelik karısı da el sallıyordu.
Can işte böyle gene dinleneceğini sandığı bir pazar günü,
sabahın köründe; bir otobüsün motor gürültüsüyle uyanmış, balkona
çıkıp otobüs şoförüne küfürler yağdırırken, ‘her sabah senin yüzünden
bende uyanıyorum’ diye gene hanımıyla ağız dalaşına başlamıştı. Can'ı
ne kadar otobüs gürültüsü rahatsız ediyorsa, eşini de aksine hiç
rahatsız etmiyordu. Canın çıkardığı gürültü esas eşini uyandırıyor
ve eşi de mecburen kocasının kahvaltısını hazırlamak zorunda
kalıyordu.
‘Ben uyuyorum da sen niçin uyumuyorsun’ diye epey bir
sokrandı karısı Can'a.
Pazar günü erkenden kalktıkları için saat onu zor ettiler.
Hazırlandılar, önceden biriktirdikleri naylon torbaları içiçe koyarak
bir paket yapıp yanlarına aldılar. Pusuya yatmış avcılar gibi uzaktan
otobüsün gelmesini beklemeye koyuldular. Bu arada Can karşılarındaki
binanın altındaki bakkaldan gazetesini almayı da ihmal etmedi.
Hayatlarındaki değişmeyen şeylerden biriside buydu Can ailesinin.
Can otobüs gelmeden gazetesini alır, sonra otobüse binerler,
otobüsün son durağına kadar Can gazetesinin yarısını okur, diğer
yarısını da dönüşte okur, gazetede ilanları da dahil okunmamış yer
kalmazdı.
Can’la karısı otobüse bindiler. Can gene gazetesini okumaya
başladı, son durağa geldiğinde indiler. Oradan doğru ‘İsmet Paşa
Pazarı’na. Can'ın huyu idi. Hiç bir şey almadan pazarı şöyle bir iki
tur kolaçan eder, her şeyin fiyatına bakar, neyi nereden alacağını
gözüne kestirir, sonrada hanımına hangi şey ucuzsa:
“ -Hanım bu hafta pırasa günümüz” veya “bu hafta ıspanak
günümüz” der, alacağını ona göre alırdı. Karısı Nefise Can’ın
peşinden gene isteksiz, isteksiz dolaşmaya başladı. Dolaştıkça
‘eyvah! Bu hafta ıspanak günü olacak galiba’ dedi içinden. Normal
tur bitip de Can, bir ıspanakçıya doğru giderken ıspanakçı uzaktan
Can’ı gördüğünde arkadaşına:
“ -İşte bizim has müşteri geliyor” dedi ve dediği gibide
çıktı. Çünkü her hafta böyle altı kilo ıspanağı Can’dan başkası
almazdı. Ispanakçının önüne geldiğinde durdu:
“ -Altı kilo ıspanak” dedi satıcıya. Satıcı dört naylon
torbaya altı kilo ıspanağı sıkıştırarak yerleştirip:
" -Başka bir şeye ihtiyacınız var mı? dediğinde:
“ -Yok” dedi Can. Sonra ufak ,tefek başka alacaklarını da
alıp Otobüs durağının yolunu tuttular.
Ellerinde tam on poşet vardı. İkisinin üçünün sapını bir
tutup öyle sığdırmışlardı ellerine. Otobüs durağına yürürlerken Can
eşine:
" -Yapraklarından sabah kahvaltısına yumurtalı ıspanak,
akşama kök kısmından bir yoğurtlu ıspanak yemeği yaparsın. Ertesi
gün; yufkayla ıspanaklı börek derken ‘hanım bir hafta yeter bize’
dedi Can. Otobüs durağının bulunduğu meydana vardıklarında; ön kapısı
açık, çalışır vaziyetteki otobüsten içeriye girdiler. Otobüsün şoförü
yoktu. Can sürekli otobüse bindiği için aylık otobüs kartı vardı,
sanki şoför varmış gibi kartını direksiyona doğru tutup ön koltuğa
oturdu. Karısı da biletini atıp Canın yanına oturdu. Her otobüse
binen kişi otobüsün içinde şoför olmadığı için, ön kultukta oturan
Cana soruyor:
“ -Çankaya'ya mı?” Can da:
“ -Çankaya'ya" diyor ve her binen Can'ın yaptığı gibi
direksiyona aylık otobüs kartını gösterip biniyor. Kimileri de
Ellerindeki bileti şoför olmadığı için, ‘işte ben biletimi atıyorum’
dercesine yolculara gösterip, öyle otobüse biniyordu. Derken
dakikalar geçer otobüs tıklım tıklım dolar.
Otobüs kalkmayınca, yolcular homurdanmaya başlarlar. Artık
her kafadan ‘bir ses’ çıkmaktadır. Çokları ortaya konuşup:
“ –Nerede! Arkadaşlar bu otobüsün şoförü?”
Şoförü olmayan otobüsün şoförü için herkes bir şeyler
konuşurken kimileri:
“ -Daha ne zaman kalkacak?” derler. Artık çoklarının sabrı
taşmaktadır:
" -Milletin işi gücü var! Kardeşim bu kadarda bekletilmez ki?”
der, kimi. Önden iki kişi inip, hareket memurunun bulunduğu
barakaya giderler:
“ -Ohhh ne ala! Tüm şoförler oturmuş çay içip sohbet
ediyorlar” der gidenlerden biri. Diğeri kapıyı çalıp açar ve:
“ -Duraktaki arabanın şoförü kimse otobüs doldu, herkes
soruyor ne zaman kalkacak diye?” der bu sırada oturanlardan biri
hemen kalkıp:
” -Kim binin dedi kardeşim o otobüse?”. Barakaya gelen İki
kişi:
“ -Biz zaten geldiğimizde otobüs doluydu” derler,
“ –Haydaaa!” der, şoför; bir hışımla çıkıp direksiyonun
bulunduğu kapıdan girer, şoför mahallinden otobüste bulunanlara
avazı çıktığı kadar bağırır:
“Kim binin dedi kardeşim bu arabaya? Bu arızalı! Direk
garaja gidecek. Hadi bakalım inin, birazdan başka otobüs gelecek ona
binersiniz. Birde ona ayrıca bilet atında aklınız başınıza gelsin!”
demez mi? Herkes hep bir ağızdan bağırır:
“- Burada herkes biletini attı, kartını gösterdi” Şoför daha
da kızarak bağırır:
“- Utanmıyorsunuz yalan söylemeye. Otobüste şoför mü var ki de
göstereceksiniz. Kime gösterdiniz söyleyin bakayım." Herkes bir ara
suspus olmuşlar kime gösterdiklerini düşünürlerken, Kimisi otobüsün
içindeki bulunan diğer insanlara der, kimisi de direksiyona derler:
“ -Şimdi ben nereden bileceğim kimin bilet atıp, atmadığını“
derken başka bir otobüs arızalı otobüsün arkasına yaklaşır ve durur.
Bu arada şoförü olmayan otobüsün şoförü:
“ -İlk önce arabaya binen kimdi gardaşım, siz önce onu
söyleyin bana” dediğinde herkes birbirinin yüzüne bakar acaba kim,
kimden önce binmiştir, belli değildir. Can’ın hanımı da çaktırmadan
cana bakar:
“ -Bunlar hep senin başının altından çıktı, önce sen binmedin
mi?” der, Can eşinin bu uğultulu konuşmalar içersinde kendisine
söylemesine tepki gösterip:
“ -Sus lan kadın, duyacaklar sonra!“ derde geçiştirir
durumu.
Şoförü olmayan otobüsün şoförü, otobüsten inip arkalarında
duran otobüsün şoförüyle önce tokalaşır, sonrada bir şeyler
konuşurlar. Ve daha sonrada otobüsün açık bulunan ön ve orta
kapısından yolculara seslenip:
“ -Hadi bakalım, arkadaki otobüse geçin” der. Otobüstekiler
itiş, kakış içersinde arkadaki otobüse geçtiklerinde; Can,
gazetesini bile okuyamadan evlerine kadar otobüsün içersinde
poşetler ellerinde, ayakta gitmek zorunda kalırlar. Artık Can'a bu
ders olmuştur:
“ -Bir daha mı ‘tövbe’ şoförü olmayan otobüse binmeyeceğim"
der.

Ahmet Canbaba